GDA / Istanbul

(English below)

GDA- Istanbul Türkiye’deki göçmenlerin maruz kaldığı sistematik baskıya karşı, göçmenlerle dayanışma için mücadele eden bir yatay ağ örgütlenmesidir. GDA-İstanbul olarak, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmaktan ötürü alıkonulamayacağını veya sınırdışı edilemeceğini savunuyoruz.

  • Hareketimiz insanlar “için” değil, insanlarla “birlikte”, bu yüzden kişiler arasında hiyerarşi ve alan-veren ilişkisi oluşturabilecek her türlü iş ve eyleyiş biçiminden sakınıyoruz.
  • Göçmenler farklı yasal statüler ya da kategorilere göre “kaçak”, “ekonomik göçmen” “misafir”, “mülteci” gibi adlandırmalarla ayrıştırılıyor. Bu ayrıştırmaya karşı olarak, hiçbir göç deneyiminin diğerinden daha önemli olmadığını, ve her göç hikayesinin içinde farklı oranlarda sosyal, ekonomik ya da politik sebepler olduğunu göz önünde bulundurarak mücadelemizde “göçmen” tabirini benimsiyoruz.
  • Her türlü ayrımcılık, ırkçılık, cinsiyetçilik ve yabancı düşmanlığına karşıyız.
  • Sorun göçmenler değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlardır. Göçmenleri suçlu durumuna düşüren tüm sınırlar ortadan kalkmalıdır.
  • Sonuç olarak, özellikle, ırkçılık ve faşizmin artışta olduğu şu günlerde, her türlü ayrımcılığa karşı bir dil geliştirmek, birarada yaşamı savunmak ve göçmen mücadelesini kamuoyunda görünür kılmak için GDA-İstanbul olarak biraradayız.

GDA-İstanbul Nasıl Ortaya Çıktı?

GDA 2010 yılında, Türkiye’deki “misafirhane/geri gönderme merkezi” olarak adlandırılan göçmenlerin alıkonduğu merkezlerin hukuksuz bir temele dayandığını ifşa etmeye ve bu alıkonma merkezlerinin kapatılmalarına yönelik bir kampanya ile başladı. Ardından, 2007 yılında bir polis karakolunda öldürülmüş olan Nijeryalı Festus Okey’in davasına müdahil oldu, ve adalet talebini sürdürdü. Göçmen mücadelesini dile getirmek için zaman zaman geri gönderme merkezlerinin önünde, sınırlarda, ya da meydanlarda eylem ve basın açıklamaları yapmaya devam etti. GDA ayrıca çeşitli forumlar, film gösterimleri, radyo programları ve dayanışma etkinlikleri ile göç meselesini gündeme taşıdı ve göçmen mücadelesini desteklemeyi amaçladı. 2011 yılında ise GDA’dan Tarlabaşı’ndaki çeşitli göçmen gruplara kapılarını açan Göçmen Dayanışma Mutfağı ortaya çıktı.

Gezi direnişinin ardından, hem göç gündeminin şiddetlenmesi hem de benzer başka dayanışma yapılanmalarının ortaya çıkmasını takiben GDA olarak girdiğimiz bir yeniden örgütlenme süreciyle bugün yerellik ve politik mücadele alanına odaklanarak GDA-İstanbul adıyla yola devam ediyoruz.

Ne Yapıyoruz, Neden Yapıyoruz?

Suriye’deki savaşın patlak vermesinin ardından hem Türkiye’ye gelen göçmenlerin, hem de göçmenlerle ilgili haber-yayın ve STK’ların sayısında ani bir artış olsa da Türkiye’de göç yeni bir olgu değil. Yine de, Türkiye’nin ne adil ve işler bir sığınma sistemi kurmaya ne de göçmenlerin daha iyi yaşama koşulları ve temel haklara erişimini sağlamaya dair bir çabası var. Göçmenlerin Türkiye’deki yaşamı, ya da tabi tutuldukları alıkonma ve sınırdışı edilme koşulları tamamen yolsuzluk, rant ve politik çıkar ilişkileri ile belirleniyor.

Göçmenlerin mücadelesi tabi ki sadece göçmenleri değil herkesi ilgilendirir. Hepimiz göçmeniz, ya da bir gün göç edebiliriz. Göçmenlerin Türkiye’de içine itildikleri güvencesiz yaşam koşullarının, pek çok Türkiye vatandaşının halihazırda karşılaştığı baskı ve zorluklarla örtüştüğü gözardı edilemez. Aslında yaşam ve çalışma koşulları, ifade özgürlüğü, cinsiyet, sınıf ve etnisite temelli ayrımcılık alanlarındaki mücadelemiz ortaktır.

Amacımız, yaptığımız her işle göçmenlerle dayanışmak, ırkçılıkla, göçmenleri suçlayan ve ötekileştiren söz ve eylemlerle mücadele etmektir. Bunun için çeşitli medya araçlarını kullanarak sözümüzü yaygınlaştırmayı, eylem ve etkinlikler düzenleyerek mücadeleyi büyütmeyi ve göçmen mücadelesindeki diğer örgütlerle biraraya gelmeyi hedefliyoruz.

Her zamankinden çok şimdi, devletlerin, sınırların ve ulusötesi kuruluşların insanları baskılayan ve ayrıştıran politikalarına inat biraraya gelmeli, mücadeleye sınırsız devam etmeliyiz.

Sınırsız, sürgünsüz, sömürüsüz bir Dünya’ya!

GDA/Migrant Solidarity Network – İstanbul is a horizontal network against the systematic oppression of migrants living in Turkey, and a political struggle based on the idea of solidarity with migrants. We believe that everybody has the unconditional freedom to live and travel wherever they want, and nobody can be detained or deported for using this right.

  • We work with people, not for people and avoid actions promoting hierarchical roles such as that of “giver” and “taker.
  •  We oppose the distinctions created among migrants based on their legal status, or    categories like “legal,” “illegal,” “economic migrant” or “refugee.” We use the term  “migrant” in our struggle to highlight that neither one of the migration experiences is more important than the other; each migration story has different factors, be them social, economic or political factors of varying degrees.
  •  We stand against any kind of discrimination, racism, sexism and xenophobia
  •  We believe that the problem is the institutions which set and protect the borders, not the    people who are crossing them. Therefore, we stand against all borders which criminalize        migrants
  •  Finally, as GDA-Istanbul, we are together to develop a language against any kind of     discrimination, bring the migrant struggle closer to the public, and open political discussions     around it particularly in times of rising racism and fascism.

How Did the GDA/MSN Istanbul Started?

GDA/MSN started in 2010 with a campaign demanding the closure of detention centers called “guest house/removal center” with an aim to expose the unlawful and inhumane conditions in those structures. Later, GDA got involved in the judicial process following the murder of Festus Okey in a police station in 2007 and started a campaign demanding justice. In order to give voice to migrants’ struggles, the network continued to make press statements and organize protests at the detention centers, borders, and public spaces from time to time. GDA also brought the issue of migration into the agenda and aimed to support the migrant struggle by organizing forums, film screenings, radio transmissions, and solidarity events. In 2011, The Migrant Solidarity Kitchen in Tarlabaşı opened its doors to different communities of Tarlabaşı.

After the process of the Gezi struggle, following the intensification of the migration topic and emergence of similar solidarity groups in Turkey, GDA went through a process of reorganization, and now it keeps the struggle by naming itself as GDA-Istanbul, with a focus on the local and political struggle.

What We Do and Why We Do It?

Although, after the outbreak of the Syrian war, the numbers of migrants reaching Turkey, as well as the media coverage and the number of NGOs working with migrants, skyrocketed, migration is nothing new. Regardless, Turkey’s asylum system cannot count as functional, nor is it putting in any effort to improve migrants’ access to better living conditions and basic rights. The conditions in which migrants are hosted, and at times, detained and deported, are full of corruption and incentives of rent and/or political benefits.

In such a context, the migrant struggle doesn’t only concern migrants; it concerns everybody. We all are migrants, or we all may migrate one day. The precarious conditions under which migrants are forced to live in Turkey runs parallel to the oppression that many of citizens of Turkey face in their everyday life as well. Indeed, we all have a common struggle in the spheres of working and living conditions, freedom of speech, discrimination based on gender, class and ethnicity.

Through whatever action we take, we aim to increase the solidarity with migrants, to fight with racism, and to expose critically the increasing criminalization and marginalization of migrants. We aim to do so through the creation of different media material, through carrying out a number of public actions and events, and keeping in touch with other organizations in migrant struggle.

More than ever, it is necessary to come together and position ourselves against the oppressive policies of the states, borders, and transnational organizations that work to sustain and divide society on the basis of class, race or gender.

For a free world without borders, exile and exploitation!
No borders, no nations, stop deportations!