GÖÇMEN DAYANIŞMA MUTFAĞI’YLA DAYANIŞMA PARTİSİ // 16.02.2013

Yaklasik bir senedir Tarlabasi’nda kazan kaynatan Gocmen Dayanisma Mutfagi’nin kira ve faturalarini odeyebilmek icin duzenledigimiz, Goksenin, Enzo Ikah, Haricten Bi’seyciler ve Bandista’nin sarkilariyla dans edecegimiz dayanisma partisine herkesi bekliyoruz!

16 Subat Cuma
Eski Beyrut Live– Sehit Muhtar Mh. İmam Adnan Sk. 8/3 Taksim
Kapi acilis: 21:00

SINIRSIZ, ULUSSUZ, SINIFSIZ ÖZGÜR BİR DÜNYA!

Mutfak Kolektifi
Gocmen Dayanisma Agi

03.11.2012 // göçmen dayanışma mutfağı dayanışma partisi

Göçmen Dayanışma Mutfağı bu sefer NAYAH’ta tutuşturuyor kazanın altını. Bu çorbada bir tutam katkım olsun diyen herkesi 3 Kasım Cumartesi akşamı saat 21:00′den itibaren NAYAH’ta birlikte eğlenmeye, iki taşım kaynamaya çağırıyoruz. Kapıda  dayanışma partisi için geldiğinizi ısrarla belirtmek menfaatiniz icabıdır.
All are invited to the solidarity party of the Migrant Solidarity Kitchen (Mutfak) on Saturday, November 3 at NAYAH from 9 pm on. 
 
Nayah adres:  İstiklal Cad. Kurabiye Sk. No:23 Beyoğlu
Göçmen Dayanışma Mutfağı
Göçmen Dayanışma Ağı

YOKSULLAR, İŞÇİLER, ÇİFTÇİLER, KADINLAR, GÖÇMENLER, OFİS ÇALIŞANLARI, MAHALLELİLER, ÖĞRENCİLER, GAZETECİLER, ÇEVRECİLER, AKTİVİSTLER…
NİYE ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ’NİN YANINDAYIZ?

Atık Kağıt İşçileri olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Zabıta bizi haksız yere dövdüğünde, el arabamızı elimizden aldığında, yok yere gözaltına aldığında, depolarımızdan bizi çıkartmaya çalıştığında ÇHD avukatları yardımımıza yetişti. Adliyenin, hastanenin, karakolun önünde arkadaşlarımıza yardım etmeye çalışırken onlar bizim yanımızdaydı. Sadece ekmeğimizi kazanmaya çalışmamıza rağmen suçlu muamelesi gördüğümüzde ÇHD avukatları bize hakkı savunulacak vatandaş muamelesinde bulundular. Belediyeler bize “kaçak çöp avcısı” derken, onlar bizi “atık kağıt işçisi” olarak tanıdılar. Hiç karşılık beklemeden bizi savundular.

Dışarıdaki Gazeteciler olarak ÇHD’nin yanındayız çünkü…
Haber izlerken polis şiddetine maruz kaldığımızda, haber peşinde koşarken gözaltına alındığımızda, yayımlanmamış kitaplarımız bilgisayarlardan silinip yasaklandığında, bir gün sabaha karşı evlerimiz basılıp karakollara götürüldüğümüzde, sadece mesleğimizi yaptığımız için hiç ilgimiz olmayan torba davalara dahil edilip zindanlara atıldığımızda yanımızda ÇHD avukatları vardı. Sadece hukuki süreçlerde bize destek olmakla kalmadılar, tutuklu meslektaşlarımız için düzenlediğimiz kampanyalarda hep bizimle oldular. Davalardaki hukuksuzlukların, basına ve kamuoyuna sağlıklı bir şekilde yansıması için haberlerimizin bilgi kaynağı oldular. Biz “tutuklu gazetecilere özgürlük” derken onlar bizim yanımızdaydı. Şimdi biz de “tüm tutuklu avukatlara, öğrencilere, gazetecilere, tüm siyasi tutuklulara özgürlük” diyoruz.

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Çalıştığımız evlerde tacize, tecavüze, şiddete maruz kaldığımızda ÇHD avukatları yardımımıza koştular. Polise ifade verirken, mahkemeye çıkarken, göçmen arkadaşlarımız için desteğe ihtiyaç duyduğumuzda onlar yanımızdaydı. Sendikamıza kapatılma davası açıldığında ÇHD avukatları bize yol gösterdiler. Onlarla tanıştıktan sonra artık daha az korkar olduk. Kendimizi daha az yalnız hissettik. Bir sorun yaşadığımızda içimize atmak, saklamak, sinmek yerine hakkımızı aramayı biraz da avukat dostlarımızdan öğrendik.

Göçmen Dayanışma Ağı olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Beyoğlu Emniyet Amirliği’nde bir polis memurunun silahından çıkan kurşunla öldürülen Festus Okey’in haklarını savunmak için vakanın olduğu günden, davanın sonuçlandığı güne kadar Festus’un haklarını savunup, suçluların cezalandırılması için mücadele ettiler. Emniyetteki kamera görüntülerini, davanın en büyük delillerinden birisi olan Festus’un kanlı gömleğini kaybeden, kimlik bilgilerini tespit edemediği bahanesiyle yıllarca davayı fiilen işlemez hale getiren mahkemenin her duruşmasında, ÇHD avukatları mahkeme heyetinin adaletsizliğine karşı Festus’un vekilliğini yapmak için oradaydılar. Başbakan Erdoğan Türkiye’de kayıt dışı çalışan Ermenistanlıları sınır dışı edebileceklerini söylediğinde, bu durumu protesto eden yine ÇHD oldu. ÇHD avukatları, adaletin vatandaşlar için bile işlemediği bu düzende kağıtsız göçmenlerin haklarını savundular.

İnşaat İşçilerinin Derneği olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Şantiyelerde iş kazası geçirdiğimizde, işveren iş kazası raporunu tahrif ettiğinde, tazminat davası açmayalım diye bizi tehdit ettiğinde ÇHD avukatları bize cesaret verdiler. İşçi toplantılarında arkadaşlarımıza yasal haklarını öğretirken ÇHD avukatları bize yardım ettiler. İş cinayetine kurban giden arkadaşlarımızı işveren avukatlarına karşı ÇHD avukatları savundular. Bizler yasal prosedürleri anlamadığımızda onlar bize tek tek neler yapacağımızı öğrettiler. Eylemlerimizde bizi yalnız bırakmadılar.

Karadeniz İsyandadır Platformu olarak ÇHD’nin yanındayız çünkü…
Yaşam alanlarımız katledilmek istenirken, şirketlerin ve kamu görevlilerinin hukuksuzlukları karşısında yanımızda oldukları için; suyunu, vadisini, yaşam alanlarını savunan insanlar sindirilmek için yargılanırken “yaşamı savunmak yargılanamaz!” dedikleri için; Sinop Çernobil, Akkuyu Fukişima olmasın diye nükleere birlikte hayır dediğimiz için; doğa ve emek düşmanlarına karşı direnme hakkını savundukları için şimdi bizler de ÇHD’nin yanındayız. Doğaya, yaşama, savunmaya özgürlük!

Kent Hareketleri, İmece Toplumun Şehircilik Hareketi, Konut Hakkı olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Kışın ortasında sabahın köründe yüzlerce Çevik Kuvvet eşliğinde evlerimiz hukuksuz bir şekilde başımıza yıkılırken, mahallelerimiz sanki birer boş araziymiş gibi parsel parsel sermaye sahiplerine peşkeş çekilirken, ÇHD avukatları hakkımızı savundular. TOKİ’nin ve Belediyelerin hukuk tanımaz kentsel dönüşüm uygulamalarına karşı bizi bilgilendirdiler, hukuksal mücadelemize destek oldular. Bu hukuksuzluklara direnen komşularımız tutuklandığında, ÇHD avukatları yanımızda durdular.

Plaza Eylem Platformu olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Haksız yere işten atıldığımızda, kıdem tazminatlarımız gasp edildiğinde, kazanılmış haklarımız elimizden alınmak istendiğinde, işyerlerimizdeki sendikal faaliyetlerimizden dolayı işten çıkartıldığımızda, yöneticilerimiz tarafından mobbinge maruz bırakıldığımızda yanımızda her zaman ÇHD avukatları vardı.

Sosyal Haklar Derneği olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
En temel haklarımıza ve en temel haklarımızı savunmaya çalışırken her birimize yapılan tüm baskı ve müdahalelere karşı, ÇHD avukatları sosyal haklarımızın savunucusu oldular. Yüzlerce öğrencinin eğitim hakkının tutuklamalar yoluyla gasp edilmesini raporlaştırırken, “tutuklu öğrencileri” de Türkiye gündemine taşıdılar. İşçi hakları konusunda en kapsamlı rehberi hazırladılar. Son yıllardaki bir çok işçi direnişinde sadece mahkeme salonlarında değil sokaktaki eylemlerinde de işçilerin yanında bulundular.

Yaşam İçin Direniş olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…
Derelerde köylerde yaşam için direnişlerin hukuk mücadelesini diri tutan ÇHD’li avukat arkadaşlarımız sayesinde bu güne dek yürütmeyi durdurmak, yasadışı uygulamalara karşı doğanın ve kültürlerin yok edilmesini ve talanı önlemek mümkün oldu.
Doğayı, yaşamı savunanlara özgürlük!
Bizi bugüne kadar cesaret ve kararlılıkla savunan avukatlarımızı savunma sırası şimdi bizde.

Haksız yere tutuklanan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, ÇHD İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay, ÇHD İstanbul Şube Sekreteri Güçlü Sevimli ve ÇHD üyesi avukatlar Ebru Timtik, Barkın Timtik, Naciye Demir, Güray Dağ, Şükriye Erden, Betül Vangölü Kozağaçlı derhal serbest bırakılmalıdır.

Biz adaleti birlikte mücadele ettiğimiz avukat dostlarımızdan öğrendik,
onları tutuklayanlardan değil…

Atık Kağıt İşçileri, Dışarıdaki Gazeteciler, Ev İşçileri Dayanışma Sendikası, Göçmen Dayanışma Ağı, İmece Toplumun Şehircilik Hareketi, İnşaat İşçilerinin Derneği, Karadeniz İsyandadır Platformu, Kent Hareketleri, Konut Hakkı Koordinasyonu, Plaza Eylem Platformu, Sosyal Haklar Derneği, Yaşam için Direniş İnsiyatifi

YOU ARE INVITED! // VOUS ÊTES INVITÉS! // DAVETLİSİNİZ!

you are invited mutfak

YOU ARE INVITED!

We, migrants from all over the world, are getting together to share ideas, exchange experiences and problems about our working conditions in Turkey.

September 23rd, Sunday at Mutfak/Kitchen, 16:00
Sakız Ağacı Caddesi 56/A Tarlabaşı İstanbul

VOUS ÊTES INVITÉS!

Nous migrants de tous pays, nous rencontrons pour échanger sur nos expériences et difficultés concernant la question du travail en Turquie.

Le 23 sep. à 16h à “Mutfak”,
Sakız Ağacı Caddesi 56/A Tarlabaşı İstanbul

DAVETLİSİNİZ!

Biz dünyanın farklı yerlerinden gelen göçmenler olarak, Türkiye’deki çalışma hayatımıza dair sorunlarımızı konuşmak ve deneyimlerimizi paylaşmak için biraraya geliyoruz.

23 Eylül, Mutfak, 16:00
Sakız Ağacı Caddesi 56/A Tarlabaşı İstanbul

DOWNLOAD PDF

‘AB’nin göç politikaları öldürdü’

Etkin Haber Ajansı / 15 Eylül 2012 Cumartesi
http://www.etha.com.tr/Haber/2012/09/15/guncel/abnin-goc-politikalari-oldurdu/ 

Ege Denizi’nde yaşamını yitiren 61 göçmenle ilgili açıklama yapan Göçmen Dayanışma Ağı, “61 göçmeni öldüren AB’nin göç politikalarıdır” dedi.

İSTANBUL- Göçmen Dayanışma Ağı, Yunanistan’a göç etmek isterken batan teknede yaşamını yitiren 61 göçmenle ilgili Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

Açıklamayı okuyan Ufuk Ahıska, yaşamak zorunda bırakıldıkları koşullardan kaçan göçmenlerin ölüm sebebinin ülkelerindeki savaş ya da insan tacirlerinin insafsızlığı olmadığına dikkat çekti, “Onları öldüren AB’nin göç politikaları, Frontex’in sınırlarda ve denizlerde yürüttüğü göçmen avcılığı ve Türkiye’nin göçmenlere açtığı savaştır” dedi.

AB için göçün “güvenlik” meselesi olduğuna dikkat çeken Ahıska, 61 göçmenin ölümünün de “güvenlik zafiyeti” olarak değerlendirildiğini, Suriye göçmenlerle birlikte ana akım medyada bu söylemin daha yaygın yer aldığını kaydetti.

“Son günlerde, Suriyelilerin Hatay’da ev tutmalarına izin verilmiyor, oturdukları evler polis zoruyla boşaltılıyor” diyen Ahıska, pasaportlu göçmenlerin 4 ayrı kente zorunlu sürgüne gönderildiğini, pasaportsuz olanların ise kamplara konulduklarını belirtti.

Söz konusu tecrit politikalarına derhal son verilmesini isteyen Ahıska, sığınmacıların dolaşım ve özgürlükleri üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasını, kampların hemen sivil insan hakları örgütlerinin denetimine açılmasını ve insani her türlü ihtiyaçlarının karşılanmasını istedi.

Herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğu belirtilen açıklama, “Kimse nedensiz kaçmaz, hepimiz göçmeniz”, “Sınırsız, ulussuz, sürgünsüz bir dünya” sloganlarıyla sona erdi.

GÖÇMEN TEHDİT EDEN DEĞİL, TEHDİT ALTINDA OLANDIR

6 Eylül 2012 tarihinde, Türkiye’den Yunanistan’a göçmen taşırken İzmir açıklarında batan teknede Suriyeli, Filistinli ve Iraklı 61 kişi boğularak öldü. Ana akım medya tarafından ‘kaçak’ oldukları defaatle anılan bu insanlar ülkelerindeki savaş ve işgalden, dahası Türkiye’de mülteci kamplarında, yabancı şube müdürlüklerinde, geri gönderme merkezlerinde ya da uydu kentlerde yaşamak zorunda bırakıldıkları koşullardan kaçıyorlardı. Devletler tarafından çizilen; mayınlarla, askerlerle ve bu yetmediğinde Frontex gibi özel birliklerle korumaya çalışılan sınırları daha iyi bir hayata ulaşmak için geçen göçmenler, ‘kaçak’ olarak addedilip suçlu ilan ediliyorlar. Yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey aslında bir cephesinde devletler, kolluk kuvvetleri, özel kuvvetler, sınırlar, silahlar ve hapishaneler, berisindeyse ‘sade insanlar’ın olduğu bir savaştan ibaret.

Bizlere sürekli söylenenin aksine, bu insanların ölümünün sebebi ne ülkelerindeki savaş ne de insan tacirlerinin insafsızlığıdır. 61 göçmeni ve daha nicelerini öldüren AB’nin göç politikaları, Frontex’in sınırlarda ve denizlerde yürüttüğü göçmen avcılığı ve Türkiye’nin yasadışı göçle mücadele adı altında göçmenlere açtığı savaştır. Bu kurumlar için göç yalnızca bir ‘güvenlik meselesi’dir, ölen 61 kişi ise devletin güvenlik zafiyeti. Bugün, özellikle artan Suriyeli göçmen sayısıyla birlikte bu söylem medyada da görünür hale gelmektedir. Örneğin, Radikal gazetesinin 7 Eylül günkü sayısının kapağında yer alan “Türkiye’nin insan kaçakçılığı konusunda AB’nin onca zamandır yaptığı uyarıları dinlememesi”, “onca göçmenin nasıl olup da Türkiye sınırları dâhilinde seyahat edebildiği”, “nasıl olup da dikkat çekmeden İzmir’deki otellerde kalabildikleri” soruları meseleyi aydınlatmaktan çok kolluk kuvvetlerini göreve çağırır niteliktedir. Böylesi bir habercilik göçmenler konusunu doğrudan bir güvenlik meselesi haline getiren devletin haberciliğini yapmaktır; gazetecilik değil, ihbarcılıktır.  Benzer şekilde, CNN Türk’ün 8 Eylül’de Frontex’ten derlediği yasadışı göç raporları ve göç yol haritaları eşliğinde yayınladığı haber, İzmir açıklarında ölen onlarca göçmenin asıl ölüm sebebinin AB göç güvenlik politikaları ve bu politikaların uygulayıcısı Frontex’in Akdeniz ve Ege’deki sürdürdüğü icraatlar olduğu gerçeğini görmezden gelmektedir. Devletlerin yarattığı güvenlik söylemini şiar edinen medya, suçu bu bizzat askerî sınır rejimi tarafından yaratılmış olan ‘insan tacirleri’ne atarak asıl sorunu görünmez kılmaktadır.

Bununla birlikte, yaşanan ‘kaza’ aslında Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar konusunda yürüttüğü, meselenin çok boyutlu insanî yönlerini göz ardı eden politikasının iflası, dahası bundan sonra yaşanacak benzer katliamların habercisidir. Suriyeli sığınmacıların, ülkelerindeki savaş ve ölümden kaçabildikleri için bundan sonrasında insanca bir hayat talep etme “lüksüne” hakları olmadığını, nefes alabildikleri ve boğazlarından bir lokma geçebildiği için  şükrederek dizlerini kırıp kamplarında oturmaları gerektiğini savunuyor açıkca birçokları. Üstelik tam da bu “had bilmezlik”leri nedeniyle aşağılanmayı, itilip kakılmayı, geri gönderilmeyi ve hatta neredeyse sınır geçmeye çalışırken ölümü hakkettikleri düşünülüyor. Son günlerde, pasaportlu ya da pasaportsuz, mayın tarlalarından tek parça ya da paramparça geçebildiklerine bakılmaksızın, Suriyelilerin Hatay’da ev tutmalarına izin verilmiyor; oturdukları evler polis zoruyla boşaltılıyor. Pasaportlular dört ayrı ile zorunlu sürgüne gönderilirken, pasaportsuzlar kamplara tıkılıyorlar.

Bu tecrit politikalarına derhal son verilmelidir. Acilen yapılması gereken, sığınmacıların dolaşım ve ikamet özgürlükleri üzerindeki sınırlamaların kaldırılması, kampların hemen sivil insan hakları örgütlerinin denetimine açılması ve sığınmacıların her türlü insanî ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Ama bunlar da yetmez: hepimiz, bütün politik söylemlerin ötesinde, Hatay ve çevresinde, medyada, bazı muhalif çevrelerde Suriyelilere karşı yükselmekte olan ırkçı ve ayrımcı tutumun farkına varmalı ve önüne geçilebilmesi için elimizden geleni yapmak zorundayız.

Devletlerin suç ya da güvenlik meselesi olarak gördükleri göç bir haktır! Herkes koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahiptir ve kimse bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonamaz, hapsedilemez ve ölüme terk edilemez. Yasadışı olan insanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlardır.

 

Göçmen Dayanışma Ağı – GDA

www.gocmendayanisma.org
bilgi@gocmendayanisma.org

 

Basına ve Kamuoyuna Çağrı // 15 Eylül 2012

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen ve 61 göçmenin hayatını kaybettiği ‘kaza’ya, bu ‘kaza’yla ilgili basının ürettiği söyleme ve Suriyeli sığınmacılara yönelik yükselen ayrımcılık dalgasına dair yapacağımız basın açıklamasına sizleri bekliyoruz.

15 Eylül 2012, Cuma Saat:13:30, Galatasaray Lisesi Önü

Göçmen Dayanışma Ağı – GDA
www.gocmendayanisma.org
bilgi@gocmendayanisma.org

1 Mayıs Çağrısı // Call for 1st of May // Appel du 1er Mai

1 Mayıs Çağrısı
Sürekli yeniden yapılandırılan küresel kapitalist düzen, metaların serbest dolaşımı kadar esnek, mobil ve her an elden çıkarılabilir bir emek gücüne de ihtiyaç duyuyor. Bu işgücünün önemli bir kısmını, sınır dışı edilme korkularından ötürü kamusal alanda en az görünür olan göçmen işçiler oluşturuyor. İşte bu yüzden, devletler bir yandan “yasadışı göç”le mücadele ettiklerini iddia ederken, diğer yandan piyasa ihtiyaçları doğrultusunda yasadışı tabir ettikleri göçe göz yumuyorlar. Öte yandan uyguladıkları göç ve sınır politikalarıyla göçmenlerin barınma ve yeni bir hayat kurma koşullarını olabildiğince zorlaştıryorlar. Kimileri sınır dışı edilir veya geri gönderilme merkezlerine kapatılırken, göçmenlerin daha büyük çoğunluğu, her an sınır dışı edilebilir konumda tutuluyor. Böylelikle göçmen işçiler, sistematik olarak emek piyasası içinde sömürüye iyice açık işgücü işlevi görüyorlar. Buna ek olarak var olan yerel emek örgütlenmeleri, sendikalar, meslek odaları, genel olarak toplumsal muhalefet göçmen emekçilerin sorunlarına karşı sessiz kalarak göçmenlerin sömürülm- esine, dışlanmasına ve hapsedilmesine kayıtsız kalıyorlar.

Biz Göçmen Dayanışma Ağı (GDA) olarak, herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yaşama özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını veya sürekli sınır dışı edilebilir konumda tutulamayacağını savunuyoruz. 1 Mayıs uluslararası emek, dayanışma ve mücadele gününde, Göçmen Dayanışma Ağı pankartının arkasında yürüyerek insanların değil, sınırların ve o sınırları kurup koruyan kurumların yasadışı olduğunu haykıracağız.

Göçün suç değil hak olduğunu söyle- mek için, kimsenin nedensiz kaçmayacağını söylemek için, mukte- dirlerin çizdiği sınırların insanlık dışı olduğunu haykırmak için, 1 Mayıs’ta saat 9:00′da Şişli Camii önünde buluşuyoruz. Kent Hareketleri, Güvencesizler Hareketi,

İMECE-Toplumun Şehircilik Hareketi ve Ekoloji Kolektifi kortejleri ile birlikte Taksim 1 Mayıs alanına yürüyoruz.

SINIRSIZ, ULUSSUZ, SINIFSIZ, SÖMÜRÜSÜZ ÖZGÜR BIR DÜNYA!

Call for 1st of May
As the global capitalist order continues to be transformed, it requires labor forces that are as flexible, mobile and disposable as in the free movement of commodities. A significant portion of this labor force consists of migrant workers who remain least visible in public spheres due to their fear of being deported. Precisely for this reason, while states’ are claiming to be fighting against “illegal migration”, at the same time they are overlooking some of those migrations they deem to be illegal in line with the needs of the market. On the other hand, migration and border policies implemented by states are making living conditions very difficult for migrants. While some migrants are being deported or locked in deportation centers, the greater majority is actually kept in a permanent state of deportability. In this sense, migrant workers have come to serve as a labor force that is most vulnerable to systematic exploita- tion. Moreover, existing labor organizations, trade unions, professional associations, and the wider social opposition groups generally remain silent about the problems of migrant laborers, and are therefore oblivious about the exploitation, exclusion and imprisonment of migrants.

We, as the Migrant Solidarity Network (MSN), advocate that everyone is entitled uncondition- ally to the right to movement and the freedom to live wherever s/he may desire, and that no one can be detained or kept in a permanent state of deportability for practicing these rights and freedoms. On May 1st, the international
day of labor, solidarity and struggle, we will walk behind the Migrant Solidarity Network banner, yelling that it is not people who are illegal, but the institutions who create and protect these borders.

On May 1st at 9 am, we will meet in front of the Şişli Mosque to cry out that migra- tion is not a crime but a right; that no one escapes without reason; and that the borders drawn by the powerful are inhuman. Together with the procession formed by Kent Hareketleri (Urban Movements), Güvencesizler Hareketi, (Precarity Movement), IMECE- Toplumun Şehircilik Hareketi (IMECE-The Urbanism Movement of Society), and Ekoloji Kolektifi (Ecological Collective) we will be walking to Taksim on May 1st.

FOR A WORLD WITHOUT BORDERS, NATIONS, CLASS AND EXPLOITATION!

Appel du 1er Mai
L’ordre capitaliste global exige non seulement la libre circulation des biens mais aussi une main d’œuvre flexible, mobile et disponible à souhait. Une partie importante de cette force ouvrière est composée de travailleurs migrants peu visibles dans l’espace public par crainte d’être expulsés. Alors que les Etats prétendent lutter contre « l’immigration illégale », ils ferment les yeux sur celle-ci quand elle répond aux besoins du marché. Les politiques aux frontières et d’immigration mises en place par les Etats entravent l’accès au logement et aux droits des travailleurs migrants.. Tandis que certains sont expulsés ou enfermés dans des centres de rétention, la majorité vit dans la crainte d’être expulsés à tout instant. Ainsi, les travailleurs migrants deviennent une main d’œuvre sytématiquement exploitable sur le marché du travail. En outre les organisations locales,, les syndicats, les chambres de métiers ou corpora- tions , et les forces d’opposition en général en restant muets face aux problèmes des travail- leurs migrants sont indifférents à leur exploita- tion, leur exclusion, leur enfermement et leur emprisonnement.

Nous, le Réseau de Solidarité Migrants (GDA), défendons le droit à la libre circulation de tous et la liberté de choix de résidence;nulle personne ne doit être détenue, enfermée ou expulsée en ne doit être empêchée de jouir de ces droits et de ces libertés.
A l’occasion du 1er Mai, journée internationale de lutte et de solidarité des travailleurs, nous allons manifester notre solidarité en marchant derrière la pancarte du Réseau de Solidarité Migrants pour crier haut et fort: « Ce ne sont pas les individus, mais les frontières et les institu- tions qui imposent et défendent ces frontières
qui sont illégales ! »

Rendez-vous devant la mosquée de Şişli le 1er Mai, à 9 heures du matin, pour dire que la migration n’est pas un crime mais un droit, pour dire que personne ne quitte son pays sans raisons, et pour dire que les frontières tracées par ceux qui ont le pouvoir sont inhumaines. Nous allons marcher jusqu’à Taksim avec les cortèges des Mouvements Urbains, du Mouvement des Travailleurs Précaires, de l’İMECE-Le Mouvement Urbain de Société et Le Collectif Ecologique.

POUR UN MONDE SANS FRON- TIÈRES, SANS NATIONS, SANS CLASSES, POUR UN MONDE LIBRE SANS EXPLOITATION!

DOWNLOAD PDF

Basın Açıklamasına Davet // 31.03.2012

Türkiye’de yaşayan Etiyopyalılar Lübnan Devletini protesto ediyor.

Türkiye’de yaşayan Etiyopyalılar Lübnan Devletini protesto ediyor.

Türkiye’de yaşayan Etiyopyalılar Lübnan Devletini protesto ediyor.
Lübnan Konsolosluğu önünde yapılacak bu eyleme sebep olan trajik olay, bir kaç hafta önce Beyrut’ta yaşandı. Lübnan’ın Beyrut kentinde işçi olarak çalışan Alem Dechasa adlı Etiyopyalı kadın, işvereni tarafından ağır şiddete maruz kaldı. Alem yaşadığı şiddet sonrası kaldırıldığı hastanede intihar etti. Alem’e bunu yaşatanlar önce yakalanmış olsa da bir süre sonra Lübnanlı yetkililer tarafından salıverildi.

Tüm dünyada göçmen ev işçisi kadınların yaşadığı sorunlar ve ağır çalışma koşulları birbirinden farklı değil ve çalışma izinlerinin olmaması onları işverenlerin ve aracı kurumların sömürüsüne daha da açık bir hale getiriyor. Lübnan’da çalışan Etiyopyalı ev işçisi Alem’in intiharı bunun en uç örneklerinden birisi.

Alem’e yapılanlar ve Lübnan devletinin takındığı tavır, Etiyopyalılar tarafından yaşadıkları ülkelerde (Amerika, Hollanda, Norveç, Lübnan) protesto ediliyor. Türkiye’de yaşayan Etiyopyalılar da bu olayı Lübnan Konsolosluğu önünde yapılacak basın açıklaması ile protesto edecek. Sizi Göçmen Dayanışma Ağı’nın da destek verdiği basın açıklamasına bekliyoruz.

Tarih: 31 Mart Cumartesi
Saat: 12.00
Yer: Lübnan Konsolosluğu Önü (Hüsrev Gerede Cad. Saray Apt. No: 134, Teşvikiye)

“Sınırlara, Uluslara, Sınırdışına Hayır!”

“Sınırlara, Uluslara, Sınırdışına Hayır!"http://www.ajanstabloid.com/haber.aspx?pid=105

Yazı ve fotoğraflar: Sedef Özge

Yunanistan-Türkiye sınırını geçmeye çalışırken yakalanan göçmenlerin demir parmaklıklar ardında zorla tutulduğu Edirne’deki yeni “Alıkoyma Merkezi” önünde, Transborder (Sınır Ötesi) Aktivistleri ve Göçmen Dayanışma Ağı (GDA), bir basın açıklaması ve protesto eylemi gerçekleştirdi. Eyleme yurtdışından ve Türkiye’den altmıştan fazla eylemcinin yanı sıra Edirne Kent Konseyi, DİSK ve STK üyeleriyle demir parmaklıklar ardındaki Somali, İran, Kuzey Irak, Afganistan gibi ülkelerden göçmenler destek verdi. AB fonuyla inşa edilen ve basına “5 yıldızlı otel” olarak lanse edilen “Alıkoyma Merkezi” önündeki basın açıklamasında, “Burası bir hapishanedir, burada hiçbir suç işlememiş insanlar hapsedilmektedir” sözleriyle, AB desteğiyle uygulanan göçmen politikalarının sorunun kaynağına inilmedikçe çözüm değil, daha büyük sorunlar ürettiği vurgulandı. “Sınırsız, Ulussuz, Sürgünsüz bir Dünya” sloganının yanı sıra, eylemciler ve pencerelerden eyleme destek olan göçmenler, “Azadi” “Özgürlük” “Freedom” “Liberte” diye haykırdı. Basın açıklaması Transborder katılımcıları tarafından farklı dillerde okundu.

Basın açıklamasının ardından eylemciler, Edirne halkıyla ve göçmenlerle dayanışma olanakları ve yöntemlerini tartıştı. Göçmen sorununun sadece sınır kentlerinin sorunu olmayıp uluslararası bir sorun olduğu ve şu ana kadarki politikaların bir çözüm üretmekten uzak kaldığı vurgulandı. Yunanistan’dan gelen eylemciler, Türkiye-Yunanistan sınırına Yunanistan hükümetinin inşa etmeye başladığı tel örgünün bir çözüm üretmeyip daha çok ölüme neden olacağının altını çizdi. Bulgaristan ve Ukrayna’dan gelen eylemciler, kendi ülkelerinde göçmenlere yönelik uygulanan baskı ve yıldırma politikalarının yanı sıra, göçmenlerle dayanışmada nasıl bir yöntem izlediklerini anlattı ve ülkeler arası işbirliğinin önemini vurguladı. Edirneli katılımcılar da Edirne’nin yerli halkının göçmen sorununa duyarsız kaldığını; bir bilgilendirme ve dayanışma ağıyla bu sorunun üstesinden gelmek ve göçmenlere ihtiyaç duydukları her türlü desteği sağlamak için adım atılacağını belirtti.

Edirne’de gerçekleştirilen basın açıklaması, aynı zamanda Transborder konferansının kapanış eylemi oldu. Transborder kapsamında, Almanya, Fransa, Mali, Yunanistan, İrlanda, Ukrayna, Bulgaristan, Danimarka gibi AB içinden ve dışından farklı sivil toplum örgütleri, aktivist grupları ve dayanışma ağlarının üyeleri, İstanbul’da Galatasaray ve Mimar Sinan Üniversitelerinde 15-16-17 Mart’ta göçmen hakları, göçmen politikaları, dayanışma olanakları ve alınması gereken önlemlerle atılması gereken adımları tartıştı.