Dünya Mülteciler Gününde, Türkiye’de Ohal’in 1. Yılında Mülteciler // Being A Refugee in World Refugee Day, In Turkey Under State Of Emergency

(scroll down for English version)

Dünya Mülteciler Gününde, Türkiye’de Ohal’in 1. Yılında Mülteciler

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü!

Bugün tüm dünyada 65 milyondan fazla insan mülteci!

Türkiye’deki mülteci sayısı 3.5 milyonun üzerinde!

Türkiye’de mülteciler, OHAL’de, hak ihlalleri, ırkçılık ve sömürü ile Mülteciler Gününü karşılıyor. Türkiye mültecilerin büyük bir çoğunluğuna etkin koruma sağlamıyor.

Türkiye, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana 11 aydır OHAL’i yaşıyor. Hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, hukuksuz uygulamalar her gün Türkiye’de yaşayan herkesin yaşam alanını daraltıyor. Göçmenler ise legal durumları, ırkçılık ve daha bir sürü sebepten ötürü tüm bu ayrımcılıkları çok daha ağır deneyimliyorlar.

676 Sayılı KHK İle Mülteci Hukukunun Temel İlkeleri Askıya Alınıyor
Mülteci hukukunun en temel ilkelerinden biri geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesi, mültecinin başta yaşama hakkı ihlali olmak üzere işkence, kötü muamele, insanlık dışı aşağılayıcı ceza ve muameleyle maruz kalmama hakkı gibi temel insan haklarının korunmasını amaçlamaktadır. Bu ilke uluslararası hukukun bir parçası olduğu gibi, uluslararası örf ve âdet hukuku kuralı olarak iç hukukta düzenlensin ya da düzenlenmesin riayet edilmesi gereken kurallardandır. 29 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan KHK ile bu ilke iç hukuk açısından askıya alınma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
KHK’nin “Güvenlik ile İlgili Düzenlemeler” başlıklı ikinci bölümünde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 3 ayrı maddesi de değiştirilmiştir. Buna göre “kamu güvenliği”, “kamu sağlığı” ve herhangi bir örgüte üye olma gerekçesiyle, non-refoulement ilkesi çiğnenmektedir.

“Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar”, “Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar” ve “Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler”  olarak kategorize edilen gruplar hakkında sınırdışı kararı alınabilecek ve bu karara karşı yargı yoluna başvursalar bile mahkeme kararı beklenmeden sınırdışı kararı uygulanabilmesine olanak sağladı. Bir süredir “Kamu düzeni” ve “kamu sağlığını” bozmanın ya da “terörle ilişkilendirilmenin” sınırları Türkiye’de her şeyi ve herkesi kapsayabilmekte iken bu kategorilerin tanımları ise son derece muğlak.  Dolayısıyla bu KHK ile tam anlamıyla keyfi hale gelen sınırdışılar, mülteci statüsü almış yani ülkesine gönderildiği koşulda ölüm, işkence veya insanlık dışı muamele görme tehlikesi olan insanları ülkelerine geri göndermenin yolunu açıyor. OHAL’de göçmenler her an sınır dışı edilebilme riski ile karşı karşıya kalıyor. Türkiye artık mültecilere koruma sağlamaktan ziyade onları tehdit ediyor.

Öte yandan, bir vatandaşın gündelik hayatında yaşadığı her şeyin onlarcasını artan ırkçı saldırıları, hak ihlallerini, geri göndermelerde kötü muameleyi ve daha niceleri ile mücadele etmek zorunda kalan göçmenler, her geçen gün saldırılara daha açık hale geliyorlar. Son birkaç ayda Türkiye’de sadece haberlere yansıyan İstanbul – Sultangazi, Sakarya, Ankara – Kazan, İzmir – Torbalı, Denizli – Sarayköy’de ırkçı saldırı yaşandı. İzmir Harmandalı geri gönderme merkezindeki hak ihlalleri birkaç önce basına yansıdı.

Daha öncede söylediğimiz gibi, 20 Haziran Mülteciler Gününde de tekrarlıyoruz,

Sınırdışılara karşı hareket özgürlüğüne, seçim özgürlüğüne, ikamet özgürlüğüne, yeni bir hayatı planlama özgürlüğüne ve direnme özgürlüğüne ihtiyacımız var! Toplumsal dayanışmayı örgütleyip, ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı mücadele etmeye! Mücadelemiz sınırsız sürgünsüz sömürüsüz özgür bir dünya için!

Herkese istediği yerde sığınma hakkı!

Ohal’de No Pasaran!

Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara

Being A Refugee in The World Refugee Day, In Turkey Under State Of Emergency

Today it is World Refugee Day, 20 June!

There are more than 65 million refugees around the globe today.

In Turkey ,there are more than 3.5 million.

In Turkey under the state of emergency refugees welcome the World Refugee Day with human rights violations, racism and exploitation. For most refugees no effective protection is provided.

Turkey has been under the state of emergency for 11 months, following the coup attempt on 15 July 2016. The restrictions posed on freedoms and the unlawful practices narrow down the living space of everyone in Turkey. Migrants experience these restrictions and discrimination in a more intense way, due to their legal situation, racism and many other reasons.

The Decree No. 676 Suspends the Fundamental Principles of the Refugee Law

One of the most fundamental principles of the refugee law, the principle of non-refoulement, aims to guarantee the right to life, one of the fundamental human rights, and to prevent torture, mistreatment, inhuman, or degrading treatment or punishment. This principle, as a part of international law, is one of the provisions that must be respected by the domestic law, even if it is not part of it. This principle faced the risk of being suspended in Turkey after the publication of the decree no. 676 in October 2016.

The second part of the decree entitled ‘Regulations with regard to security’ envisages the change of 3 articles of the Law on Foreigners and International Protection. On the basis of these changes the principle of non-refoulement is being violated on the grounds of ‘public safety’, ‘public health’ and membership of a terrorist or criminal organisation.

The aforementioned changes allows for the deportation of migrants categorised as ‘heads, members, supporters of a terrorist organisation or heads, members, supporters of a benefit-oriented criminal organisation’, ‘persons who pose a threat to the public order, the public safety or the public health’, or as being ‘affiliated to terrorists organisations recognised as such by international institutions and organisations’. Even if they go to law, the deportation decision can be enacted before the court’s verdict.

The definition of what poses a threat to ‘public order’ and ‘public health’ or what constitutes ‘affiliation to terror’ is extremely vague and might embrace anything and anyone. Therefore the arbitrary decisions for deportation within the framework of the decree mentioned above have paved the way for sending individuals who hold a refugee status back to their countries, where they face the risk of death, torture or inhuman treatment. Under the state of emergency migrants face the risk of being deported any time. Turkey does not provide protection to refugees anymore, it threatens them.

Migrants have to fight against racist attacks, violations of human rights, mistreatments in detention centres and many other things, which complicate their lives in many more ways in comparison to the lives of ordinary citizens. And racist attacks increase day by day… Within the last few months migrants have experienced racist attacks in İstanbul – Sultangazi, Sakarya, Ankara – Kazan, Smyrna – Torbalı, Denizli – Sarayköy. Human rights violations in the Harmandalı detention centre in Smyrna reached the press a couple of weeks ago.

 

On the occasion of the World Refugee Day, 20 June, we repeat:

We need the freedom to movement, the freedom of choice, the freedom of residence, the freedom to plan a new life and the freedom to resist! We need to organise social solidarity and fight against discrimination and racism! We fight for a free world without borders, without exploitation, without deportations!

Right of asylum for everyone!

Under state of emergency, No pasaran!

Migrant Solidarity Network / Ankara

Be the first to comment

Leave a Reply