türkiye-ab arasındaki son anlaşmaya dair basın açıklaması // press release on the latest turkey- eu deal

18 Mart 2016 tarihinde Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 29 Kasım 2015’te kabul edilen Ortak Eylem Planı doğrultusunda bir anlaşma imzalandı. Temel hedefi Türkiye ile Yunanistan arasındaki düzensiz göçün engellenmesi olarak belirtilen anlaşma, Yunanistan adalarından Türkiye’ye geri gönderilen her Suriyeli göçmen için Türkiye’den bir Suriyeli göçmenin AB’ye yerleştirilmesini ve bunun karşılığında Türkiye’nin AB’ye olan düzensiz göçü önlemek için gerekli her türlü önlemi almasını içeriyor. Türk Devleti tarafından “insani sorumluluk” olarak tanımlanan anlaşma, Türkiye vatandaşlarına vizesiz Avrupa “müjdesini” ve Türkiye’deki göçmenlerin koşullarının iyileştirilmesi için harcanması hedeflenen 6 milyar Avroluk yardımı içeriyor.

Bununla birlikte, 20 Mart tarihi itibariyle Yunanistan’a Türkiye’den geçen göçmenler anlaşmaya göre geri iade kapsamına alındı. Midilli ve Sakız adalarından sınır dışı edilerek 4 Nisan’da Dikili limanına getirilen ilk göçmen grubunda 202 kişi bulunuyordu. Sınır dışı edilip Türkiye’ye geri gönderilmesi beklenen göçmen sayısının 75.000 olduğu biliniyor. Sınır dışılar yaşanırken, istediklerinin sadece sınırların açılması, hareket özgürlüğü ve istedikleri yerde sığınma hakkı olduğunu söyleyen göçmenler eylemler örgütleyip, açlık grevlerine başlıyor, Türkiye’ye gönderilmeleri halinde intihar edeceklerini söylüyorlar. Ölümü göze alarak geçtikleri sınırlardan geri gönderilmek istemiyorlar. Avrupa Birliği ve Türkiye ise “sadece geçmeyi isteyen” binlerce göçmenin hayatları yerine sınırları koruyor. Yunanistan’da geri gönderilmeyi reddeden göçmenler tutuklanırken, göçmenlerle dayanışma gösteren aktivistler göz altına alınıyor. Şu an hala Yunanistan’da 348 göçmen tutuklu olarak bulunuyor. Anlaşma göçmenlere koruma sağlamıyor aksine göçmenler için kapatılma, ölüm ve takasa tabi tutulmak anlamına geliyor.

Türkiye’nin göçmenleri kendi ulus devlet sınırları içerisinde hapsetmesi karşılığında Türkiye’deki insan hakkı ihlallerini görmezden gelen AB, anlaşma ile Yunanistan’ın Türkiye’yi güvenli üçüncü ülke olarak tanımlamasını sağlayarak temel hak ihlallerinin yaşanmasının da önünü açıyor. Türkiye, Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi sınırlama ile ülkenin doğusundan gelenlere mülteci statüsü tanımamakta bu da Türkiye’deki birçok göçmenin temel insan haklarından yararlanmasını engellemektedir. Bu noktada Türkiye’nin bir an evvel coğrafi sınırlamayı kaldırması ve mülteci statüsünü sağlanması gerekmektedir.

Yaşanan mülteci krizi değil sınırların krizidir! Avrupa Birliği Türkiye arasında imzalanan bu anlaşma insanların hareket ve seyahat hakkını engellemekte, insanların devletlerin koyduğu sınırları geçmek için daha riskli yollara yönelmesine sebep olmaktadır. Daha birkaç gün önce Akdeniz’de 400 göçmen Avrupa’ya ulaşmak için öldü. Nato, Frontex ve yapılan anlaşmalar Akdeniz’i toplu mezara çeviriyor. Tekne facialarını olarak anılan ölümler kaza değil katliam! Ulus devlet sınırları insanları öldürüyor!

Kapatılmalara karşı hareket özgürlüğüne, seçim özgürlüğüne, ikamet özgürlüğüne, yeni bir hayatı planlama özgürlüğüne ve direnme özgürlüğüne ihtiyacımız var! Toplumsal dayanışmayı örgütleyip, ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı mücadele etmeye! Mücadelemiz sınırsız sürgünsüz sömürüsüz özgür bir dünya için!

Sınırlara hayır! Herkese istediği yerde sığınma hakkı!

Yaşasın ulusaşırı dayanışma!

On the 18th of March 2016, the European Union and Turkey signed an agreement in line with the Joint Action Plan, adopted on the 29th of November 2015. The agreement, which has the primary aim of preventing irregular migration between Turkey and Greece, also stipulates that for every Syrian migrant returned to Turkey from the Greek islands, one Syrian migrant from Turkey will be resettled in the EU and in return, Turkey will take all necessary measures to prevent irregular migration. The agreement, described as a “humanitarian responsibility” by the Turkish state, includes the “good news” of visa-free travel to the EU for Turkish citizens and an assistance of 6 billion euro for improving the conditions of migrants settled in Turkey.

Furthermore, all migrants that have traveled from Turkey to Greece from the 20th of March onwards will be subject to removal under the agreement. The first group of migrants deported from the islands of Lesbos and Chios and brought to the Dikili port on the 4th of April contained 202 people. 75,000 migrants are expected to be deported to Turkey. While deportations are ongoing, migrants, stating that their demands are simply the opening up of the borders, the freedom to travel and the right to seek asylum in the country they choose, are organizing protests and hunger strikes, saying that they will commit suicide if sent back to Turkey. They do not want to be sent back through borders which they have already crossed risking death. Instead of protecting the lives of thousands of migrants “simply want to cross”, the European Union and Turkey are protecting the borders. In Greece, while migrants that reject being returned are arrested, activists showing solidarity with the migrants are taken into custody. Currently, there are 348 migrants under arrest in Greece. The agreement does not provide protection for migrants on the contrary it means confinement, death and being subject to barter.

The EU, in return for Turkey’s imprisonment of migrants within its nation-state borders, turns a blind eye to human rights violations in Turkey and, by allowing Greece to define Turkey as a safe third country through this agreement, also paves the way for the violation of fundamental rights. Due to the geographical limitation it placed on the Geneva Convention, Turkey does not grant refugee status to those coming from the east of the country, which further prevents many migrants from benefiting from their fundamental rights. At this point, Turkey must immediately lift the geographical restriction and grant refugee status.

What we are faced with is not a refugee crisis but a crisis of borders! The agreement signed between the EU and Turkey prevents the freedom of movement and travel, forcing people to choose more dangerous ways to cross borders erected by states. Just a few days ago, 400 migrants lost their lives in the Mediterranean Sea trying to reach Europe. NATO, Frontex and the agreements are turning the Mediterranean into a mass grave. The deaths that are often called boat tragedies are not accidents but massacres! Nation-state borders kill people!

Against confinement of people we urgently need the freedom of movement, the freedom to build a new life and the freedom of resistance! We need to organize social solidarity and struggle against discrimination and racism! Our struggle is for a free world without borders, without exile, without exploitation!

Say no to borders! For the right to asylum for everybody anywhere they want!

Long live transnational solidarity!

Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara

Migrant Solidarity Network/ Ankara

Be the first to comment

Leave a Reply