Sınırlar Dünyanın Bedeninde açılmış yaralardır//Borders Are Wounds On The Planet’s Body

Elinizdeki bu metin yalnızca bir iletişim eylemi ve sizinle dayanışmamızın ifadesidir. Biz sıradan insanlarız, pek çoğumuz günlerini düşük gelirli işlerde çalışarak veya iş arayarak geçiriyor. Herhangi bir yardım kuruluşuna, dini vakfa veya bir sivil toplum kuruluşuna mensup değiliz. Herhangi bir devletle veya devlet kurumuyla bir bağlantımız yok ve herhangi bir siyasi partiye de mensup değiliz. Her türlü otoriteye karşı özerk bir şekilde hareket etmeyi tercih ediyoruz.

Sizi ülkelerinizi terk etmeye zorlayan nedenleri ve koşulları anlıyoruz. İç savaşlar, NATO’nun ve Avrupa’nın Asya’da ve Afrika’da gerçekleştirdiği askeri harekatlar, doğal kaynakların talan edilmesi ve bütün bu koşulların kriz nedeniyle daha da ağırlaşarak insanları daha fazla yoksulluğa, sefalete ve nihayet yaşadıkları yerlerden ayrılmaya zorlaması. Savaştan, mülksüzleştirmeden ve istikrarsızlıktan sorumlu ülkeler, göçmenleri dışarıda tutmak amacıyla “Avrupa Kalesini” de oluşturdular. Türkiye’de göçmenler temel hak ve statüden mahrum bırakılarak sömürüye açık hale getirildiler. Kayıtdışı ekonominin bir parçası olmaya zorlandılar. Hem Türkiyeli hem de Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası büyük tekstil firmaları ve onların yanı sıra can yeleği üreticisi firmalar göçmen emeğini sömürmekteler. Aynı ülkeler ve insan tacirleri, Güney Avrupa’nın denizlerinde boğulan binlerce mülteciden, binlerce kişinin toplama kamplarında hapsedilmesinden ve tarlalarda, fabrikalarda, evlerde ve genelevlerde yaşanan modern kölelikten de sorumlu.

Niyetimiz bu zorlu yolculuğunuz hakkında size tavsiyelerde bulunmak değil. Sizi nelerin beklediğini bildiğiniz kesin ve dahası, “Avrupa Kalesinin” ve/veya Türkiye’de göçmen olmanın tam olarak ne anlama geldiğini doğrudan tecrübe etmek üzeresiniz. Yalnızca şunu söylemek istiyoruz: özgürlüğe giden tek yol ortak mücadelelerimizden geçiyor. Biz harekete geçmezsek kimse bizi kurtaramaz. Bazı mülteciler siz gelmeden birkaç yıl önce burada, Türkiye’de mücadeleye katıldı. 2014 yılında Afgan mülteciler BMMYK önünde askıya alınan iltica başvuruları için 53 günlük eylem gerçekleştirdi. Geçtiğimiz eylül Türkiye’deki Suriyeliler sınırların açılması amacıyla Edirne’ye yürüyüşe geçerek sığınma ve seyahat etme haklarını savundular. Öte yandan göçmenlerin kendi örgütledikleri bu mücadeleler sadece Türkiye’de gerçekleşmedi. Örneğin Yunanistan’da 300 göçmen ikamet izni talebiyle açlık grevi başlattı, Selanik’teki Mısırlı balıkçılar işçi hakları için mücadele etti, Peleponez’deki çilek tarlalarında çalışan göçmenler ağır çalışma şartlarına karşı mücadele etti, yerel halkın ve göçmenlerin ortak mücadeleleri Midilli Adası’ndaki bir toplama kampının kapatılmasını sağladı ve daha başka mücadeleler de verildi.

Refahın ve iktidarın dünya çapındaki kapitalist yeniden dağıtımının, yaşadıkları yerleri terk etmeye ve hayatta kalma mücadelesi vermeye zorladığı bütün insanlarla dayanışmamızı ifade ediyoruz. Sosyal yamyamlığa karşı durarak, aynı sürecin bizim için de aynı veya benzer deneyimlere neden olduğunu ve olmaya devam edeceğini unutmamaya çalışıyoruz: insanlar bulundukları yerden kovuluyor, evsiz veya uzun süre işsiz kalıyor, hastanelerden atılıyor ve temel ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum ediliyorlar.

Ortak düşmanlarımız, hayatlarımızı çalan patronlar, iktidarı elinde tutanların çıkarlarına tabi olmamızı sağlayan devletler, ırkçılık, faşizm, hoşgörüsüzlük, sınırlar ve savaştır.

HAYATLARIMIZIN DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİNE KARŞI, ÖZGÜR, EŞİT VE KARDEŞÇE BİR DÜNYA İÇİN YEREL HALKIN VE GÖÇMENLERİN ORTAK MÜCADELESİ

Migrants Practical Solidarity 

Göçmen Dayanışma Ağı/ Ankara

This text in your hands is a simple act of communication and an expression of our solidarity to you. We are everyday people, most of us spend our days working in low income jobs or searching for a job. We don’t belong to a charity or religious foundation nor to an NGO. We don’t have any relation with any state or state institutions nor do we belong to a political Party. We choose to act against all kinds of authority in a self-determinant way.

We understand the reasons and the circumstances that forced you to leave your countries. Civil wars, military actions of NATO and Europe in Asia and Africa, the plunder of natural resources, all of which become more intense due to the crisis and lead people deeper into poverty, misery and finally to uprooting. The states responsible for the war, the dispossession and the instability are also responsible for constructing the “Fortress-Europe”, trying to keep immigrants out. Migrants in Turkey were deprived of their basic rights or any legal status, which left them exposed to exploitation. They were forced to be a part of the informal economy. Both Turkish and international large textile industries, as well as life vest producing companies, exploit migrants’ labour. Those same states and traffickers are responsible for the thousands of refugees drowning in the seas of Southern Europe, for the imprisonment of thousands of people in concentration camps and for the modern slavery at the fields, the factories, the households and the brothels.

It is not our intention to provide instructions or advice for your difficult journey. You definitely know what to expect and furthermore, you are about to experience directly what “FortressEurope” and/or being a migrant in Turkey really mean. We just want to say one thing: the only way to freedom is through our own struggles. Nobody can save us unless we act on our own. Some refugees have already struggled here, in Turkey, a few years before your arrival. In 2014, Afghan refugees held a sit-in for 53 days in front of the UNHCR building to protest their suspended asylum applications. The Syrians in Turkey started a march to Edirne last September for the opening up of the borders, defending the rights to asylum and travel. Turkey was not the only country to witness the struggles organized by the migrants themselves. For instance, in Greece, 300 immigrants went on a hunger strike demanding residence permit, Egyptian fishermen in Thessaloniki struggled for their labor rights, migrant workers in strawberry fields at Peloponnese (Manolada-Peloponisos) struggled against the harsh working conditions, common struggles of natives and immigrants managed to shut down a concentration camp at Mytilene ( Lesvos island) and more.

We express our solidarity to all the people who are forced to flee and fight for survival by the worldwide capitalist redistribution of wealth and power. Standing against social cannibalism, we try not to forget that this same redistribution of wealth has already and will continue to entail same or similar experiences for us: people being chased away, becoming homeless or long term unemployed, people thrown out of hospitals and prevented from satisfying basic needs etc.

Our common enemies are the bosses who steal our lives, the states which keep us subject to the interests of those in power, the racism, the fascism, the intolerance, the borders, the war.

COMMON STRUGGLES OF NATIVES AND IMMIGRANTS FOR A WORLD OF FREEDOM, EQUALITY, SOLIDARITY AGAINST THE DEVALUATION OF OUR LIFES 

Migrants Practical Solidarity

Migrant Solidarity Network/ Ankara

 

 

Be the first to comment

Leave a Reply