Acının Hiyerarşileri / Hierarchies of Suffering

-English version below-

Ekim ayının sonlarına doğru Avrupa liderleri, AB ülkelerinin kendi topraklarında sığınma talep eden insanlara temel insan haklarını sağlamadaki yetersizliğinin sebep olduğu krizi tartışmak üzere bir araya geldiler. Balkan rotasının önemini vurgulayan 17 maddelik bir planda anlaştılar ve “göçmenleri ve mültecileri resmi makamların bilgisi dışında başka ülkelere gitmekten vazgeçirme” çağrısı yaptılar.

19 Kasım 2015’te, bu planın yorumlanmış bir kısmı, Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya, Irak, Afganistan, Suriye ve -bazı durumlarda- Filistin’den olmayan göçmenlerin, mültecilerin ve sığınmacıların ülkeye girişlerini engellemeye başladı. Fakat sınırın bu şekliyle kapatılması AB liderler planında açıkça belirtilmemişti. Elbette bu uygulama, Paris saldırıları sebep gösterilerek arttırılan güvenlik önlemleri yoluyla meşrulaştırılmış bir adım olarak görülmeli. Bu adım planın “uluslararası korumaya muhtaç olmayan göçmenlerin geri gönderilmesi için ulusal ve koordineli/eşgüdümlü çabaların arttırılması” olarak karşımıza çıkan 11. maddesinin işe koşulması anlamına geliyor. Bu çabalar AB’nin dış sınırlarının ve kayıt merkezlerinin idaresi için Frontex’ten (AB Sınır Güvenliği Birimi) alınan fazladan destekle gerçekleştirildi. Ayrıca, Makedonya’nın sınır kontrolünü arttırmak için tel örgü inşa etmeye başladığı da gelen bilgiler arasında. Hesap basit: başka bir tel örgü ve Frontex daha az insan demek.

Bu yeni politika, daha sonra ekonomik göçmen olarak sınıflandırılabilecek, güya savaştan ya da zulümden kaçmayan kişileri yasadışı göçmen ilan ederek sınır geçişlerini engellemeye çalışıyor. Fakat sormamız gereken soru dünya üzerindeki savaş ya da kriz bölgeleri yukarıda bahsi geçen üç ülkeden mi ibaret? Sığınma hakkı milliyete değil de bireye tanınmış bir hak değil midir? Eğer milliyet temelli ayrımlar yapılabiliyorsa neden AB aynı anda çok sayıda insana sığınma tanıyan geçici koruma yönetmeliğini hayata geçirmiyor?

Öncelikle, milliyet temelli yaklaşım hatalı bir yaklaşım. Kriz İzleme Örgütü’nün (Crisis Watch) interaktif haritasına göre, dünyanın neredeyse yarısı bir biçimde çatışmayla karşı karşıya. Ayrıca, bu seçici pratiğin ırksal temelde işlediğini de söyleyemeyiz, zira Afgan, Iraklı ya da Suriyeli olmak milliyet temelli bir sınıflandırma olarak görülmeli. O halde burada neyin söz konusu olduğunu tekrar düşünelim.

Milliyetlerin seçimi en iyi ihtimalle “kriz odaklı” en kötü ihtimalle gelişigüzel seçimler. Bu haliyle, devam eden “kriz”e odaklanmak “sadece en çok acı çekenlerinizi alabiliriz, çünkü burada hepiniz için yer yok” diyerek yeni tedbirleri meşrulaştırmaya hizmet ediyor. Fakat, elbette mesele bu değil. Buradaki mesele, dikkatimizi “en çok” zulme uğrayan üzerinde toplayarak, milliyetin ötesinde herkese ait olan korunma hakkı sorusundan başka bir alana çekmek. Bu strateji, Slovenya İçişleri Bakanlığı basın sözcüsünün şu sözlerinde görünür hale geliyor: “İhtiyacı olanlara, hayatları tehdit altında olanlara, savaş alanlarından kaçanlara kesinlikle koruma sağlamak durumundayız (…). Hiçbir ülkenin sonsuz kapasitesi yok, bu yüzden var olan kapasite gerçekten ihtiyacı olanlar için kullanılmalı.”

Pratikte bu uygulama Suriye, Afganistan ya da Irak’tan olduğunu kanıtlayamayan (belgesi olmayan) ya da İran, Fas, Pakistan, Somali, Eritre, Bangladeş ya da Filistin gibi başka ülkelerden olan kişilerin sınırlarda engellenmesi olarak karşılık buluyor. Şu durumda o kişilere ne olacağı belirsiz. Şu anda sınır komşusu Yunanistan’da göçmenlere barınma sağlayabilecek olanaklar mevcut değil. Diğer milliyetlerden göçmenler, kayıt merkezlerinin önünde Yunanistan-Makedonya sınırında çalışan gönüllü Gevgelija’nın dediği gibi “donarak ve taşların üstünde oturarak” beklemeye zorlanıyorlar. Perşembeden bu yana diğer milliyetlerden gitgide daha fazla göçmen sınırda beklemek zorunda kaldığı için, Yunanistan’a geri gönderilmelerini protesto etmeye başladılar. Batıya yolculuklarına devam etmek istiyorlar. Gönüllüler ve bölge halkı da göçmenlere destek olmak için sınıra geldi. Perşembe itibariyle, artık kimse Makedonya’ya geçemiyor.

Migszol Avrupa’ya girmek isteyen herkesle dayanışma halinde. Herkesi varsayıma dayalı bir acılar hiyerarşisi yaratan son karara karşı çıkmaya çağırıyoruz. Herkesi bizimle birlikte insanları ve acılarını sayılara indirgeyen politikalara karşı durmaya davet ediyoruz. Bu politikanın barbarlığı ve gaddarlığı su götürmez. Bu politika, hepimize tanınmış en temel haklardan birini ihlal ediyor: pasaportlu ya da pasaportsuz seçtiğin ülkede sığınma talep etme hakkı.

Migszol – Migration Solidarity Group of Hungary

In late October, European leaders met to discuss the crisis that EU countries are facing due to their incapacity to provide the most basic human rights to people who are seeking international protection in their territory. They agreed on a 17 points plan that places emphasis on the Balkan route, and calls for “discouraging the movement of refugees or migrants” to other countries without informing the authorities, and much more.

On Thursday 19 November 2015, as part of interpreting this plan, the former Yugoslav Republic of Macedonia, Serbia, Croatia and Slovenia have started barring entry to migrants, refugees and asylum seekers who are not from Afghanistan, Iraq, Syria, and in some cases Palestine. This specific type of border closure has not, however, been made explicit in the EU leader’s plan. Rather, supposedly legitimized through increased security concerns after the Paris attacks, this measurement has to be understood as one of the steps aimed at harmonizing “national and coordinated efforts to return migrants not in need of international protection” (point 11 of the plan). This is done by managing external borders and registration centers with additional support from Frontex, the EU external borders agency. Additionally, it has been reported that Macedonia has also started to build a fence to better control the movement of people crossing its territory. So, the governmental equation is simple: Another fence plus more Frontex makes less people. Easy math.

The new policy, though, seeks to withhold people who could later be categorized as economic migrants, those who are supposedly not fleeing from war or persecution, and terms them illegal migrants. But are the above mentioned three countries really the only war-zones and crisis-areas in the world? Isn’t asylum granted on individual, and not on national basis? If such national distinctions can be made, why doesn’t the EU deploy the temporary protection directive that allows the granting of asylum to large numbers of people at the same time?

The reasoning, based on nationalities, is faulty to begin with. According to the interactive map from Crisis Watch, about half of the world is witnessing a conflict of some sort. Also, the selective practice does not appear as racial profiling, since being Afghan, Syrian or Iraqi is not a racial denomination but a national one. So, let’s think again about what is at stake here.

The choice of nationalities is “crisis-oriented” at best and entirely random at worst. As such, emphasizing an ongoing “crisis” is supposed to legitimize the new measurement by saying “we take in the ones who suffer most, because we can’t take in all”. Yet, this is of course not the point. The point is that the orientation to help only the people who are assumably suffering “the most” allows for distracting us from the underlying question of right to protection as a general right, beyond nationality. This strategy is visible in statements such as the following, by a spokesman for the Slovenian ministry of interior: “We absolutely need to provide protection to those who need it, whose lives are threatened, who are escaping war zones (…). No country has limitless capacity, so the capacity should be for those whose lives are really in need.”

In practice, this means that people who cannot prove that they are from Syria, Afghanistan or Iraq (i.e. they do not have documents) and people from other countries such as Iran, Morocco, Pakistan, Somalia, Eritrea, Bangladesh or Palestine are stopped at the border. As of now, it is not clear what will happen to them. Currently, there is, however, no facility to host them in neighboring Greece, and people from all other nationalities are forced to wait outside of registration centers “freezing and sitting on stones” as a volunteer in Gevgelija on the Greek-Macedonian border has put it. Since more and more people from other nationalities than Afghan, Iraqi or Syrian are waiting since Thursday morning, they have started to protest against their referral to Greece and demand to continue their journey westward instead. Some locals also came to express their support to the people protesting. Then, as of Thursday night, nobody crossed the border to Macedonia anymore.

Migszol stands in solidarity with those requesting entry to Europe. We call everyone to oppose the recent decision to create an artificial hierarchy according to an assumed seriousness of suffering associated with certain nationalities, and we ask everyone, along us, to reject the official policy of dehumanizing people and their suffering by treating them as mere numbers. We cannot over-emphasize the brutality of this policy. It violates one of the most basic rights we all hold: the right to seek asylum in the country of your choice, no matter which country you were born in, and no matter whether you possess a passport or not.

Source: http://www.migszol.com/blog/hierarchies-of-suffering

Be the first to comment

Leave a Reply