Kumkapı Geri Gonderme Merkezi – Ortak Basın Açıklaması

kumkapi-da-multeciler-icin-eylem-yaptilar-7953732_x_300

 

9 Aralik Carsamba Kumkapı Yabancılar Şübe Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezi önünde Halkların Köprüsü Derneği’nin çağrıcılığında yapılan basin aciklaması. 

Sınırları açın! Göçmenlere özgürlük!

 

Suriye içinde ve dışında birden çok aktörü olan Suriye Savaşı, savaşı iştahla izleyenlerin de ezberini bozmuş, ellerini oğuşturarak izledikleri oyun bekledikleri sonla bitmemiştir. Savaş dramının ciddiyetini ancak kendi “steril” hayatları tehdit edildiğinde ciddiye almaya başlayan ülkeler, savaştan ve zulümden kaçan milyonlarca insanın, evini, yurdunu, ailesini, ocağını geride bırakarak, kelimenin tam anlamıyla “sınırları aştığı”, canını kaybetmeyi göze alarak “sınır ötesi”ne geçtiği gerçeğiyle yüz yüze kalmışlardır.

Savaşın ötesindekilerin kendi korunaklı dünyalarını sürdürmek için savaştan ve ölümden kaçan insanların önüne set çekme çabaları sonuçsuz kalacaktır.

Buna rağmen 29 Kasım 2015 günü, özellikle “insan hakları hukuku” ve “mülteci hakları hukuku”nun referans gösterildiği Avrupa Birliği, haklar karnesi her daim zayıf olan Türkiye’yle bir araya gelerek savaştan kaçan bu insanların önüne set çe kmenin “ucuz” anlaşmasını yapmışlardır.

Bu Anlaşma dünya insanlık tarihinde kara bir leke olarak anılacaktır. İçeriği mal değil, toprak değil, “insan” olan bir anlaşmayı şantaj ve pazarlık konusu haline getirmek, gerek Türkiye, gerekse Avrupa açısından bir utanç örneği olmasının yanı sıra uygulanabilir de değildir.

Bahse konu insanların yiyecek, sağlık, barınma, eğitim gibi temel ihtiyaçlarının nasıl ve hangi koşullarda sağlanacağı üzerine değil, yalnızca 3 milyon Avro karşılığında “geçişlerinin engellenmesi” temeli üzerine kurulu olan bu anlaşma, olsa olsa ucuz bir gardiyanlık anlaşmasıdır.

Türkiye coğrafi kısıtlamadan vazgeçmediği için, yalnızca Suriyelileri değil İran, Irak, Afganistan, Somali gibi Avrupa dışındaki ülkelerden gelen insanları da mülteci yerine sığınmacı statüsünde değerlendirmekte ve yalnızca geçici koruma sağlamaktadır. Mültecilik bir tercih değil, zorunluluktur. Türkiye kapılarını açmış olduğu insanlara insan onuruna yakışır bir muamelede bulunmak zorundadır.

4 yılda 3 milyon mülteci akını alan hiçbir ülke tek başına bu yükün altından kalkamaz. Türkiye de bu yükün altında kalmıştır, durumu örtmeye çalışmaktadır ancak mülteciler burada, insan onuruna aykırı bu standartlarda yaşama gerçeğiyle her gün yüz yüze kalmaktadır. Bu nedenle bu insanlık ayıbı anlaşmaya rağmen Türkiye’den sınırları zorlayarak Avrupa’ya geçişler sürecektir. Dünden farklı olarak zaten yeterince zor ve ölümcül olan bu geçiş macerası, imzalanan bu gardiyanlık anlaşması sebebiyle daha da zorlaşacak ve ölüm sayıları artacaktır.

Batı ve Türkiye Hükümeti bu ikiyüzlü demokrasi oyununa derhal son vermeli, Türkiye ve Suriye halklarının gıyabında aldıkları gardiyanlık anlaşmasından vazgeçmelidir. Avrupa Birliği’ni koşulsuz olarak 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne uymaya ve mültecilere sınırlarını açmaya davet ediyoruz.

Türkiye, Suriyeli mültecilerin “geçici” olarak burada bulunduğu masalını anlatmaktan ve buna inanmaktan vazgeçmelidir. Bu insanların ülkelerinde savaş vardır ve savaşın bitmesinin ne zaman gerçekleşeceği belli olmadığı gibi, savaştan dolayı yerle bir olan ülkelerinde yeniden bir yaşamın ne zaman inşa edileceği de belli değildir. 2011’den itibaren başlayan ve hala da devam eden kitlesel geçişlerden anlaşılmıştır ki bu insanlar artık çok uzun bir süre burada kalacaklardır. Bu nedenle, öncelikle “geçici” olmayan bir hukuki statünün tanınması ve en asgari yaşam koşullarının insan onuruna yaraşır bir zeminde kurulması zorunludur. Suriyelilerin Türkiye’de insan onurunun altında bir yaşam sürdüğü gerçeği gözlerimizi kapayamayacağımız denli aşikardır. Barınmadan, sağlığa, eğitimden, insan haklarına dek bir “yoksun”luklar zinciri ile yalnız bırakılan bu insanlara karşı idare, bir devlet sorumluluğu ile davranmalı, temel ihtiyaçlarını insani koşullarda sağlamalıdır.

Yeterince kötü olan mülteci politikası Türkiye’de özellikle 29 Kasım anlaşması sonrası daha da kötü hale gelmiştir. Öyle ki Anlaşma sonrası uygulanan kötü muamaleden canları yanan mülteciler, seslerini duyurmak için tutuldukları yerlerdeki yorgan-yatakları yakarak çığlıklarını duyurmaya çalışmaktadırlar. Halkların kardeşliğine tutunan bizler bu çığlıkları duymazdan gelemez, 4 yıldır gözümüzün önünde yaşanan bu insanlık dramına gözlerimizi kapatamayız. Bahse konu anlaşmalar devletlerin bu insanların sahipsizliği üzerinden onların gıyabında, onlar aleyhine tasarrufta bulunma rahatlığında olduklarını açıkça göstermiştir. Bu insanlar kimsesiz değildir, onların dramını içlerinde duyan biz komşu halklar bu insanların yanındayız. Gerek Avrupa’yı gerekse Türkiye’yi temel uluslararası mülteci standartlarına uymaya çağırıyoruz.

Türkiye Hükümeti, mülteciler konusundaki “de facto” uygulamaları bir yana bırakmalı, en azından 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndaki yasal düzenlemelere uymalıdır. Biz mülteci halkların yanında olan vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri olarak Türkiye Hükümetinden mülteci uygulamaları hakkında yönetimsel şeffaflık ve hukukilik bekliyoruz.

Aldığımız duyumlara göre, 29 Kasım sonrasında mülteciler büyük şehirlerden toplanıp Osmaniye’ye götürülmektedir. Burada sınırdışı edilmek için ülkelerine dönmek istediklerine dair zorla belge almak yönünde fiili bir uygulamanın başladığı da gelen bilgilerdendir.

Mülteciler için tasarlanan yaşam alanları insan onuruna yaraşır nitelikte olmalıdır. Tüm kamplar kamu ve sivil toplum örgütlerinin denetimine açık olmalıdır. Bu ülke halkları ve sivil toplum kuruluşları olarak mülteci kamplarındaki, gözetim merkezlerindeki uygulamayı görme, inceleme, denetleme, idari süreci izleme ve dahil olma talebimiz vardır.

Mülteci sorunu bu kamusal denetimden, incelemeden uzak, kapalı kamplar ardında süren uygulamalarla çözülemez.

Biz halkların kardeşliğine inanıyor ve mültecilerin bu ülkede yalnız olmadığını, var olan kötü muamele ve insan onuruna aykırı uygulamaların son bulması gerektiğini haykırmak istiyoruz.

Mülteciler kimsesiz değildir, devletler /hükümetler olmasa da halklar onların yanındadır.

GÖÇMEN DAYANIŞMA AĞI Birleşenleri

– Halkların Köprüsü Derneği,

– Göçmen Dayanışma Mutfağı

– Sınır Tanımayan Kadınlar