Nafarat: Türkiye’den Almanya’ya yolculuk. Bölüm 3.1 Balkan Yolu: Makedonya

Bu 11 Suriyeli ve 1 Fransız dostun hikayesi. 15 Temmuz-15 Ağustos tarihleri arasında, Türkiye’den Almanya’ya olan yolculukları sırasında, sınırları geçerken, tuttukları günce.

***

(Arapça’da Nafar isimsiz olan, hakları bulunmayan, kalabalık arasında yalnızca bir numarayı ifade eden anlamına geliyor ve kaçakçılar müşterilerini Arapça böyle adlandırıyor. “Sadece bir para kesesi”).

Bölüm 3: Balkan Yolu

Makedonya (1/3)

Selanik’ten bindiğimiz otobüs bizi Yunanistan ve Makedonya arasındaki sınırda bıraktı. Bir sınır kapısında değil, tren rayları boyunca bir yerde… Sınır birkaç aydır açık. Her gün 1.000 ila 2.000 göçmen sınırı geçiyor. Göçmenleri durdurmak yerine herkesin olabildiğince çabuk geçip bir sonraki adıma, Sırbistan’a gitmesi tercih ediliyor. Göçmenlerin bir sonraki tren istasyonuna varışını düzenlemek amacıyla Makedon ordusu her yarım saat başında sadece 30 kişilik bir grubun geçmesine izin veriyor, bu yüzden her halükarda birkaç saat beklemeniz gerekiyor.

Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler
Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler
Sınırdan tren istasyonuna yürüyen mülteciler
Sınırdan tren istasyonuna yürüyen mülteciler

Hava sıcaklığı 40 dereceye ulaşırken, bu cehenneme yüzlerce kişiyle beraber biz de sığınacak bir parça gölge aranarak ve üzerimize azar azar su sıkarak katlanmaya çalışıyoruz. Bazıları kontrol noktasının etrafından dolanarak bu anlamsız bekleyişten kaçınmaya çalışıyor. Eğer yakalanırlarsa ceza olarak geçmek için günün sonuna kadar beklemek zorunda bırakılıyorlar, ya da bazen sadece zevk için hırpalanıyorlar da.

Refugees waiting on the border to Macedonia
Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler

Sınır Tanımayan Doktorlar’dan bir grup da her gün birkaç saatliğine oraya gelip içinde havlu, lamba, bisküvi ve yolculuğun bir sonraki adımlarında ihtiyaç duyabileceğimiz başka şeyler olan küçük çantalar dağıtıyor.

Yunanistan Makedonya sınırında Sınır Tanımayan Doktorlar çantaları dağıtırken
Yunanistan Makedonya sınırında Sınır Tanımayan Doktorlar

En sonunda sıra bize geldiğinde grubumuz ikiye ayrılmak zorunda kaldı. Fransız arkadaşımız sınırı trenle yasal yoldan geçmek zorundaydı. Polis, arkadaşımızın ayrılmayı kamerayla kaydettiğini görünce kendisinin nereli olduğunu öğrenmek istedi ve gözünü korkutmaya çalıştı. Daha sonra pasaportunu kontrol ettiler ve gidip normal bir trene binmesi için onu Yunanistan tarafına geri gönderdiler. Daha sonra aramızdan birinin bu Fransız arkadaşı tanıdığını farkeden bir polis memuru bu arkadaşı da küçük düşürmeye çalıştı. Ardından çantasını büyük bir titizlikle aradılar ve arkadaşımızı sınırı kaçak olarak geçmekle suçladılar. Arkadaşımız buna cevaben bir suçlu değil mülteci olduğunu söyledi. En sonunda geçmesine izin verdiler ve grubumuz yürüyerek ilk Makedon tren istasyonuna, Gevgelia’ya ulaştı.

Bu tren istasyonu her gün kalabalık göçmen gruplarının akın akın Sırbistan’a giden trenlere binmeye çalışmasıyla ünlü. Orada, gruptaki Avrupa vatandaşı pasaportuna sahip arkadaşımızın da binebileceği uluslararası trenin gelmesini bekledik. Tren geldiğindeyse göçmenlerin sadece tek bir vagona binmesine izin verildiğini öğrendik. Geri kalan vagonların neredeyse tamamen boş olması ve platformda bekleyen yüzlerce kişi olmamıza rağmen. Pasaportu kontrol edildikten sonra Fransız arkadaşımız bu “Aparteid” sisteminin bir parçası olmayı reddetti ve geri indi.

Polisler göçmenler için olan vagonu açtığındaysa kaos başladı. Herkes öyle ya da böyle trene binmeye çalışıyordu, bazıları pencerelere tırmanıyor bazılarıysa kalabalığı içeriye tıkıştırmaya çalışıyordu. Genç ve naif bir mülteci bariz bir memnuniyetle kalabalığı izleyen polis memurlarına seslenerek bir şeyler yapmalarını istedi. “Üç dakika daha ve müdahale edeceğiz” cevabını verdiler. Gerçekten de bu üç dakika boyunca izlemeye devam ettiler ve ardından müdahale ettiler: kapılar kapanıncaya kadar kalabalığı her yöne doğru copladılar. Bu büyük görevi tamamlamanın zevkiyle nasıl da gülümsediklerini asla unutmayacağız. İğrençti.

Saat 1’de “göçmenlere özel bir tren” geldi. Yüzlerce hayalcinin tıkıştırıldığı bir gece treni. Kompartmanların kapıları kilitlenmişti, ciddi ciddi koridorlarda, üst üste yığılmış bir halde uyumamız bekleniyordu. Fakat ya pencerelerden içeri süzülerek ya da kilitlerle oynayarak bütün kapılar kısa bir zaman içinde açıldı. Ailelere kompartmanlara girmeleri için öncelik verildi ve herkes bir şekilde yanındakinin omzunda uykuya daldı. Tren tıkış tıkış doluydu, tuvaletler yolculuğun başından itibaren pislik içindeydi ve hepimiz yük hayvanları gibi varış noktasına doğru gidiyorduk. Ama en azından polisten kurtulmuştuk ve biraz dinlenmemize bakabildik.

Sırbistan sınırına doğru, trende.
Sırbistan sınırına doğru, trende.

Tren istasyonunda beklediğimiz sırada bilet ücretini sormuş ve altı Avro olduğunu öğrenmiştik. Fakat o sırada bilet gişesinden bir bilet almak mümkün değildi. Bu yüzden, koridor boyunca uyuyan yolcular arasından ilerlemeye çalışan bilet kontrolörü trende ödenen normal ücretin bu olduğunu iddia ederek herkesten 10’ar Avro istiyordu. Yine, göçmenlerin sırtından kar etmenin akıl almaz bir yolu daha. Bir intikam yöntemi olarak bazı arkadaşlarımız trenin duvarlarına Arapça ve İngilizce “Sınırlara Hayır, Biletlere Hayır” (No borders, no Tickets) yazdı. Sinirimizi bir ölçü yatıştırdık.

Trenin bizi sınırdan önceki son istasyon olan Tabanovtse’ye götürmesi gerekiyordu, fakat en sonunda Sırbistan sınırına yürüyüşle beş dakika uzaklıkta bir yere vardık. Trenden indiğimizde soğuk bir anda içimize işledi. Orada, bir Makedon polisi bu hayalet trenin yolcularına yolu tarif etmek için bekliyordu: “Dümdüz gidin, on dakika sonra Sırbistan’a varacaksınız, problem yok, problem yok”. Herkes, her zaman olabildiğince çabuk bizden kurtulmaya çalışıyor.

Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler
Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler
Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler
Yunanistan Makedonya sınırında bekleyen mülteciler

***

11 Nafar ve 1 İnsan”

Biz 12 kişilik bir grubuz. Türkiye ya da Suriye’de tanışmış ve Avrupa’ya beraber gitmeye karar vermis 12 umut ve hayalle dolu genç insan. Grubumuzda bir doktor, bir hakim, iki mimar, bir avukat, bir ressam, bir tasarımcı, bir sinemacı, bir sosyal çalışmacı, bir aşçı ve bir ilkyardımcı bulunuyor. Grubun yarısı eğitimini savaş yüzünden tamamlayamadı. Çoğumuz Türkiye’ye, denizi geçmekten yana şansını denemeye karar vermeden birkaç sene önce geldi. Fakat Türkiye’de kalmak demek, yasal olarak çalışma ya da okuma şansının hiç olmadığı bir yerde kalmayı kabul etmek demek. Durum değişsin diye beklemeyi kabul etmek, sadece beklemek demek. Ancak gençliğimiz uzun sürmeyecek. Grubumuzda on bir Suriyeli var. Bir de Fransız. Onun için, pasaportu sayesinde, bütün sınırlar açık. Bu sistemde o bir insan, onun nerede isterse orada olma hakkı ve imkanı var. Farklı sebeplerden dolayı, fakat ortak olan bu deneyimi hep beraber yaşama arzusuyla İstanbul’u terkettik ve şu anda “nafarat”ların da tekrardan insan olabileceği bir ülkeye doğru yola koyulduk. Amacımız bu, en azından.