Nafarat: Türkiye’den Almanya’ya yolculuk. Bölüm 2.2 Atina, ve Makedonya’ya yolculuk

A Check Republic ID Card, found from internet

Bu 11 Suriyeli ve 1 Fransız dostun hikayesi. 15 Temmuz-15 Ağustos tarihleri arasında, Türkiye’den Almanya’ya olan yolculukları sırasında, sınırları geçerken, tuttukları günce.

***

(Arapça’da Nafar isimsiz olan, hakları bulunmayan, kalabalık arasında yalnızca bir numarayı ifade eden anlamına geliyor ve kaçakçılar müşterilerini Arapça böyle adlandırıyor. “Sadece bir para kesesi”).

Bölüm 2: Yunanistan

Atina. Ve Makedonya’ya yolculuk (2/2)

Sabah feribotla Atina’ya vardık. Pireus limanında tren garına giden bir otobüs yola devam etmek isteyen yüzlerce göçmen tarafından kelimenin tam anlamıyla istila edildi. Bizim başka bir planımız vardı. Çoğumuz Brüksel’e giden bir uçağa binmek istiyordu.

Harika arkadaşlarımız sağolsun o gün çok güzel bir evde kalıp biraz dinlenebildik. Hava sıcaklığı 40 derece civarında olduğu için hareket etmek neredeyse imkansızdı. Uçağa binebilmek için bize sahte Avrupa vatandaşı kimliği hazırlayabilecek bir kişiyle iletişime geçtik. Aramızdan iki kişi “Balina”yla (takma ismi) kendi işlettiği kafede buluşmaya gitti. Bize, İtalyan ya da İspanyol kimlikleri çok fazla kullanıldığı ve daha şüpheli hale geldiği için Çek Cumhuriyeti Kimliği almamlızı tavsiye etti.

Akıllı telefonlarımızla basit birer vesikalık fotoğraf çekindik ve her birimiz için 90 Avro ödedik. Aynı günün gecesinde kimliklerimiz hazırdı. Sonucu gördüğümüzdeyse sahte kimliklerin ne kadar kötü yapılmış olduğunu farkettik. Örneğin ülke ismi “Czeck Republica” harflerin üzerindeki hiç bir işaret konulmadan yazılmıştı, ayrıca hepimizin anne ve baba ismi aynıydı: SPECIMEN Jan ve Anita. Anlaşılan o ki, “Balina” kendini çok da zorlamamıştı ve sadece internette bulduğu örnekleri kopyalamıştı. Polis sadece ufak bir göz atmayla bunların sahte olduğunu fark ederdi. Ama yine de, başka bir sürü kişi aynısını yapmış olduğu için, biz de denemeye karar verdik.

Internetten bulunmuş bir Çek Cumhuriyeti kimlik kartı
Internetten bulunmuş bir Çek Cumhuriyeti kimlik kartı

Ertesi sabah aramızdan üç kişi Brüksel’e uçak biletlerini aldı ve havalimanına gitti. Yunanistan Schengen bölgesinde olduğu için zorunlu bir polis kontrolü yok. Sadece uçuş kartları kontrol edilirken orada bir polis memuru bulunuyor ve eğer sizden şüphelenirse kimliğinizi kontrol etmek isteyebiliyor. Daha sonra uçağa biniş kapısında uçuş firması çalışanları biniş kartındaki isimle uyuşuyor mu diye kimliğinize bakıyor. Burada da bir polis memuru bulunuyor. Üç arkadaşımız bu kontrolleri sorunsuz olarak geçti. Ardından Belçika’ya sağ salim ulaştıklarını ve Almanya ve Hollanda’ya doğru trene bindiklerini öğrendiğimizde hepimiz çok heyecanlandık. Ertesi gün, bir kutlama partisinden sonra beş arkadaşımız daha aynı yoldan gitmeyi denedi. Fakat bu sefer geçen seferki kadar şanslı değildik. Kimse geçemedi. Bir kısmımız ilk kontrolde yakalandı, diğerleri kapıda. Bir saatlik bir zaman diliminde 20 başka Suriyeli de yakalanmıştı. Her birinin farklı bir kimlik kartı ve varış noktası vardı. İçlerinden biri bunun sekizinci denemesi olduğunu söyledi. Yunan havalimanı polisi hepimize çok nazik davrandı, bazıları işi şakaya vurdu (“Nerelisiniz?” “Fransa” “Yani eğer siz Fransızsanız ben de Japon’um”), bazıları bize gelecek sefer için bol şans diledi ya da üzgün olduğunu söyledi. Sadece elimizdeki sahte belgeleri aldılar ve başka bir prosedüre sokmadan bizi serbest bıraktılar.

Ardından biz de yaya gitmeye karar verdik ve aynı gece Selanik’e, Yunanistan’ın Kuzeyine doğru yola çıktık. Bütün trenler dolu olduğu için otobüse bindik. Otobüs terminali göçmenlerle doluydu ve ilk defa burada (adadaki durumdan farklı olarak) bütün milliyetler karışmıştı. Bizim otobüsümüz  dışında bir tane bile Yunanistanlı yolcu yoktu.

Selanik'e doğru yolda, otobüs terminalinde
Selanik’e doğru yolda, otobüs terminalinde

Sabah Selanik’e vardığımızda Evzonoi’ye, Makedonya sınırındaki en son Yunanistan kasabasına bilet almak istedik. Otobüs terminali Evzonoi’ye bilet satan şirket dışında neredeyse bomboştu. Oradaysa, biraç yüz göçmen stresli ve kaotik bir atmosferde sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Herkes öyle ya da böyle ofise ulaşmaya çalıştıkça çalışanların da sinirleri geriliyordu. Bileti almak için Yunan otoritelerinin adada verdiği belgeyi göstermeniz gerekiyor. Fakat bazılarımıza bir randevu tarihini belirten, bazılarımızaysa ülkeden çıkmayı yasaklayan bir belge verilmişti (bu fark ilk varılan adaya bağlı olarak ortaya çıkıyor). Bu belgelerle otobüse binemezlerdi. Bu durumda yapabileceğiniz tek şey ya kaçak bir taksi tutmak ya da sınıra kadar yürümek (15 saatlik bir yürüyüş). Aramızdan iki kişi bu durumdaydı. Kişi başı 50 Avro verdikleri takşi şoförü onları dolandırarak sınırdan 50 km uzak bir yerde bıraktı. Daha sonra sınıra ulaşmak için iki taksi daha tutmak zorunda kaldılar.

Grubun geri kalanı otobüsle gitti. İronik bir şekilde, otobüs firması çalışanları grubumuzdaki Fransız kadına bilet vermekte çekindiler, muhtemelen pasaportundan şüphe duydukları için. Avrupa vatandaşı pasaportu olan bir kişinin diğerlerinden daha çok zorlukla karşılaşması bizi daha sonra çok güldürdü. Birkaç farklı kontrolden sonra en sonunda o da otobüse binebildi. Otobüs şoförleri otobüse kimin binip kimin binemediğini kontrol etmek için baya uğraşıyordu. Öte yandan, oldukça riskli bir iş olsa da, üç çocuklu Afrikalı bir ailenin doğru belgeleri olmamasına rağmen otobüse binmesine göz yumdular. Bu durum çok güzel bir insanlık örneğiydi. Otobüsün Evzonoi kasabasına gitmesi gerekiyordu, ama aslında doğrudan Makedonya sınırına gidiyordu.

***

11 Nafar ve 1 İnsan”

Biz 12 kişilik bir grubuz. Türkiye ya da Suriye’de tanışmış ve Avrupa’ya beraber gitmeye karar vermis 12 umut ve hayalle dolu genç insan. Grubumuzda bir doktor, bir hakim, iki mimar, bir avukat, bir ressam, bir tasarımcı, bir sinemacı, bir sosyal çalışmacı, bir aşçı ve bir ilkyardımcı bulunuyor. Grubun yarısı eğitimini savaş yüzünden tamamlayamadı. Çoğumuz Türkiye’ye, denizi geçmekten yana şansını denemeye karar vermeden birkaç sene önce geldi. Fakat Türkiye’de kalmak demek, yasal olarak çalışma ya da okuma şansının hiç olmadığı bir yerde kalmayı kabul etmek demek. Durum değişsin diye beklemeyi kabul etmek, sadece beklemek demek. Ancak gençliğimiz uzun sürmeyecek. Grubumuzda on bir Suriyeli var. Bir de Fransız. Onun için, pasaportu sayesinde, bütün sınırlar açık. Bu sistemde o bir insan, onun nerede isterse orada olma hakkı ve imkanı var. Farklı sebeplerden dolayı, fakat ortak olan bu deneyimi hep beraber yaşama arzusuyla İstanbul’u terkettik ve şu anda “nafarat”ların da tekrardan insan olabileceği bir ülkeye doğru yola koyulduk. Amacımız bu, en azından.