Suriyeli Mültecilerin yürüyüşü esnasında gözaltına alınan müvekkillerle ilgili zorunlu açıklama

Basına ve kamuoyuna,

Bilindiği üzere, ülkelerinde süren iç savaştan kaçmak ve Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Suriyeli mültecilerin sayısı 2 milyonu aşmış durumda. Daha iyi şartlarda yaşamak umuduyla deniz yolunu kullanarak Yunanistan’a gitmeye çalışanların ölüm haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Bu nedenle, bir süredir sosyal medya kanalıyla örgütlenen ve çoğunluğu Suriyeli olan mültecilerin 10 Eylül’den itibaren Edirne’ye doğru yola çıktığı, bir kısmının Edirne girişinde, bir kısmının da Esenler ve Edirne otogarlarında durdurularak günlerce bekletildiği kamuoyunun malumu. Mültecilerin talepleri son derece yalındır: Ölüm yolculuklarına son verilmesi için sınırları güvenli ve yasal olarak geçme hakkı sağlansın.

Bu bekleyiş sürerken çeşitli sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler de yemek dağıtmak, sağlık hizmeti sunmak veya sadece manevi dayanışmasını göstermek için göçmenlerin yanında bulunmuştur. Aynı şekilde 21 Eylül’de Esenler otogarında bulunan göçmen grubunun çok zor koşullarda Edirne’ye yürümeye başladığının duyulmasının ardından duyarlı pek çok insan neler yapabileceğini görmek ve yardım etmek için yanlarına gitmiştir.

Polisin TEM otoyolu Mahmutbey gişeler girişinde yaptığı müdahaleden sonra -müdahale edilen grubun bulunduğu yerden uzak olmalarına rağmen- gözaltına alınan müvekkillerimiz Fransa vatandaşı Charlotte Lecaille ve Almanya vatandaşı Nora Sophia Freitag da bunlardan ikisidir. Kendilerinin orada bulunma nedeni, arkadaşlarının ailelerini bulmasına yardım etmek, insani dayanışma göstermekten başka bir şey değildir. Gözaltına alınan diğer üç kişi olanAli Fares, Muhammed Fares ve Abdalsalam Sakkal ise oradaki yüzlerce göçmen gibi yaşadığı yeri terk etmek zorunda olan Suriyelilerdir.

Hiçbir haklı neden olmaksızın gözaltına alınmalarının hukuka aykırılığı bir kenara, savcılık tarafından ertesi gün serbest bırakılmalarının ardından yaşananlar “hukuka aykırılık” ile açıklanamayacak ölçüdedir.

Charlotte Lecaille ve Nora Sophia Freitag’ın hiçbir resmi açıklama yapılmadan ve ilgilisine tebliğ edilen herhangi bir karar olmaksızın 22 Eylül’den bu yana Kumkapı’daki Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmaları Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği ilkesinin açık ihlalidir.

Diğer yandan 24 Eylül tarihinde avukatları olarak kendileriyle görüşmek üzere geldiğimizde geri gönderme merkezinde kapıda görevli olan polis memurları tarafından talebimiz Valiliğin bu kişilere özel talimatı olduğu ileri sürülerek reddedilmiştir. Gerçekten böyle bir talimat verildiyse bu açıkça kanuna aykırıdır ve hem emri verenler, hem de kanunsuz emri uygulayanlar suç işlemişlerdir. Bu konudaki kararı görme isteğimiz reddedilmiş ve görevli polis memurlarına görüşme talebiyle sunduğumuz dilekçe de alınmamıştır. AİHM kararlarıyla da vurgulanan Tecrit yasağının güvencelerinden belki de en önemlisi, bir avukatın hukuki yardımına başvurabilme hakkıdır ve bu hakkın soyut olarak tanınması yeterli olmayıp somut ve etkili biçimde kullanılabilirliği sağlanmalıdır.

25 Eylül tarihinde ise söz konusu hukuka aykırılıklar ile idari gözetim ve sınır dışı kararı verilmesi için kanunda öngörülmüş olan 48 saatlik sürenin dolmuş olmasına rağmen cezaevi koşullarındaki misafirhanede tutuluyor olmalarından bahisle İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’ne vermek istediğimiz dilekçe alınmamıştır. Müvekkillerimiz adına hukuksal başvuru yapma imkânımız fiilen ortadan kaldırılmıştır. Bayram tatili olması ve başvurabileceğimiz tüm kurumların kapalı olmasını da fırsat bilinerek yapılan bu uygulamalar müvekkillerin haklarını sınırlamanın ötesinde, etkin avukatlık yapma koşullarının ortadan kalkmış olduğunu göstermesi bakımından da son derece kaygı vericidir. Başta avukatlar olmak üzere tüm kamuoyunun bu konuda duyarlı olması beklentimizdir.

Önem taşıyan diğer bir husus ise, müvekkiller ile ilgili bir grup basın organında çıkan asılsız, dayanaksız ve vicdan sınırlarını zorlayan haberlerdir. İnsani dayanışma amacıyla, savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan yüzlerce kişi arasında arkadaşlarını ve onların yakınlarını bulmaya yardım etmek gayesiyle orada bulunan kişilerin yalnızca Avrupa ülkesi vatandaşı olmaları nedeniyle, hiçbir dayanak olmaksızın “Ajan” ve “Provokatör” ilan edilmesi akıl ve mantıkla izah edilebilir değildir. Müvekkillere ifadeleri sırasında sadece 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ettiklerinden bahisle sorular sorulmuş ve ertesi gün savcılık tarafından serbest bırakılmış olmalarına rağmen, basın organlarının bu düşüncelere nasıl ulaştıkları, haberlerinin kaynağının ne olduğu büyük bir muammadır. Kaldı ki gözaltına alındıkları gün polis memurlarının elinde bulunan pasaport ve tanıtma kartlarının gazetelerde yayınlanması Özel Hayatın Gizliliğinin açık ihlâlidir. Haber içeriğindeki müvekkillerin kişilik haklarını açık ve ağır biçimde ihlal eden ifadelere ilişkin yapılacak başvuruların yanı sıra söz konusu resmi evrakı ifşa eden basın organları ve bunları basın organlarına sızdıran kişiler ile ilgili de gerekli hukuki başvurular yapılacaktır.

Tüm dünyada, yaşamsal anlamda ciddi boyutlarda bulunan göçmen sorunu Suriye’deki iç savaşın ardından çözülemez hale gelmiştir. Sistemin çözümsüzlüğünün sonucu olan savaş ve göç sorununun sorumlusunun müvekkiller olmadığı açıktır. Sorun hukuki değil, politiktir. Müvekkillerin, suçlu gösterilmeye çalışılması ve hukuku tamamen ortadan kaldıran yöntemlerle haklarını kullanmalarının engellenmeye çalışması üzerinden politik hatalar aklanamaz. Suçlu olan ölmemek için karadan sınıra yürüyen göçmenler ve onlarla dayanışma içerisinde olan insanlar değil; savaşları çıkartanlar, körükleyenler ve savaştan kaçmak zorunda kalan zor durumdaki insanlara sınırlarını kapatan devletlerdir.

Süreci bugüne kadar yürüten avukatlar olarak hukuki yolların kapatılmış olması ve yaşanan bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyuna bu açıklamayı yapmayı zorunlu gördük. Hukuki dayanaktan yoksun biçimde müvekkillerin tutulmalarına ve diğer hukuka aykırı uygulamalara son verilmesi, haklarındaki mesnetsiz karalama kampanyasının bitirilmesi ve bugüne kadar yapılan hukuka aykırılıklarla ilgili gerekli işlemlerin yapılması için konunun takipçisi olduğumuzu duyuruyoruz.

Saygılarımızla

Av. Arzu Aydoğan

Av. Rengin Ergül

Av. Esra Salmanlı

Av. Sinem Uludağ Gök

Av. Cem Gök

Av. Cem Gök